Şu sıralar gündemden düşmeyen AHBAP Derneği ve Haluk Levent hakkındaki iddialar, hepimizin hem canını sıkıyor hem de güven kavramını yeniden sorgulamasına neden oluyor.
AHBAP ve Haluk Levent hakkında ileri sürülen iddialar somut delillerle açıklığa kavuştukça bu konuyu ayrıca ele alacak, özellikle de vergisel boyutunu değerlendirmeye çalışacağım.
Ancak bu aşamada peşin hüküm vermenin doğru olmadığı kanaatindeyim. Soruşturma sürecinin tamamlanmasını ve ortaya çıkacak somut delillerin beklenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bu yazıda ise iddialardan bağımsız olarak dernek ve vakıflara daha genel bir çerçeveden bakmak, bu alandaki hukuki ve vergisel sorunları değerlendirmek istiyorum.
Türkiye’de kaç dernek var?
İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünün verilerine göre bugün itibarıyla Türkiye'de 102.758 faal dernek bulunmaktadır. Bunlardan yalnızca 369'u, kamu yararına çalışan dernek statüsüne sahiptir.
Bu iki grup arasındaki temel fark, kamu yararına çalışan derneklerin Dernekler Kanunu ile Dernekler Yönetmeliğinde öngörülen şartları taşımalarının yanı sıra Cumhurbaşkanı kararıyla bu statüyü kazanmış olmalarıdır.
Bu statü, yalnızca bir unvan niteliği taşımamaktadır. Aynı zamanda bu derneklere bağış yapan gerçek ve tüzel kişilere, belirli şartlar altında yaptıkları bağışları vergi matrahından indirebilme imkânı sağlamaktadır.
Benzer vergisel avantaj, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflar için de geçerlidir. Vakıflar Genel Müdürlüğü verilerine göre Türkiye'de binlerce yeni vakıf bulunmaktadır.
Bağışların vergisel avantajı nedir?
Vergisel avantajın kapsamı sanıldığı kadar geniş değildir. Örneğin Yeşilay ve Kızılay'a yapılan bağışların tamamı indirim konusu yapılabilmektedir. Aynı şekilde, Cumhurbaşkanınca başlatılan yardım kampanyaları kapsamında AFAD'a makbuz karşılığında yapılan bağışların tamamı da Gelir Vergisi Kanunu'nun 89'uncu maddesinin (10) numaralı bendi ile Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 10'uncu maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca matrahın tespitinde indirim konusu yapılabilmektedir.
Ancak bunun dışındaki dernek ve vakıflara yapılan bağışların tamamının indirim konusu yapılması mümkün değildir. Burada uygulanan yüzde 5'lik sınır, yapılan bağışın yüzde 5'i anlamına gelmemektedir. Söz konusu sınır, o yıl beyan edilen gelir veya kurum kazancının yüzde 5'i üzerinden hesaplanmaktadır.
Örneğin bir limited şirketin ilgili yılda beyan ettiği kurum kazancının 1 milyon TL olduğunu ve aynı yıl bir derneğe depremzedeler için kullanılmak üzere makbuz karşılığında 90 bin TL bağış yaptığını varsayalım. Bu durumda beyan edilen kurum kazancının yüzde 5'i 50 bin TL olduğundan, yapılan 90 bin TL'lik bağışın yalnızca 50 bin TL'lik kısmı indirim konusu yapılabilecek, kalan 40 bin TL ise indirilemeyecektir. Buna karşılık bağış tutarı 50 bin TL veya daha düşük olsaydı, tamamı indirim konusu yapılabilecekti. Dolayısıyla önemli olan yapılan bağışın tutarı değil, bağışı yapan kişinin o yıl beyan ettiği gelir veya kurum kazancıdır.
Bu sistem hem Gelir Vergisi Kanunu hem de Kurumlar Vergisi Kanunu bakımından aynı esaslara dayanmaktadır.
Peki hangi kurumlara yapılan bağışlar yüzde 5 sınırına tabidir?
Hangi kurum, kuruluş, dernek veya vakfa yapılan bağışların yüzde 5'lik indirim sınırına tabi olduğu, Gelir Vergisi Kanunu'nun 89'uncu maddesinin (4) numaralı bendi ile Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 10'uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenmiştir.
Buna göre aşağıdaki kurum ve kuruluşlara yapılan bağışlar bu kapsamdadır:
- Genel ve özel bütçeli idareler,
- İl özel idareleri,
- Belediyeler,
- Kamu yararına çalışan dernekler,
- Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflar,
- Bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlar.
Bu kurum ve kuruluşlara yapılan bağışların, ilgili yılda beyan edilen gelir veya kurum kazancının en fazla yüzde 5'ine isabet eden kısmı indirim konusu yapılabilmektedir. Bu sınırı aşan tutar ise bağışlanmış olsa dahi indirilememektedir.
Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunu'ndaki düzenlemeler bu yönüyle büyük ölçüde paraleldir. Her iki Kanun da vergisel avantajı, yapılan bağışın niteliğine değil, bağışın yapıldığı kurumun hukuki statüsüne bağlamaktadır. Bu nedenle özellikle kamu yararına çalışan dernekler ile Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflar, vergi hukuku bakımından ayrı bir öneme sahiptir.
Kamu yararına çalışan dernekler
Kamu yararına çalışan derneklerin listesi, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünün internet sitesinde yayımlanmaktadır. Bu listede Sultanahmet Camii Koruma Derneği, Önder İmam Hatipliler Derneği, Mülkiyeliler Birliği Derneği, İlim Yayma Cemiyeti, Hacıbektaş Veli Kültür Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği ve kamuoyunda Pelikan Grubu ile ilişkilendirilen Boğaziçi Küresel İlişkiler Derneği gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren toplam 369 dernek yer almaktadır.
Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflar
Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıfların listesi Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesinde yayımlanmaktadır. Türkiye Diyanet Vakfı, TÜRGEV, TÜGVA, İlim Yayma Vakfı, Ensar Vakfı, Albayrak Vakfı ve Yeni Dünya Vakfı bunlardan yalnızca birkaçıdır. Hâlihazırda Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıf sayısı 348'dir.
Bu vakıflara yapılan bağışların indirim konusu yapılabilecek tutarı, yıllık beyannamede beyan edilen gelir veya kurum kazancının yüzde 5'i ile sınırlıdır.
Sonuç ve genel değerlendirme
Derneklerin denetimi esas itibarıyla mülkî idare amirleri tarafından yürütülmekte, İçişleri Bakanlığı da mevzuattan kaynaklanan yetkileri kapsamında resen veya ihbar ya da şikâyet üzerine denetim yaptırabilmektedir. Vergi Denetim Kurulunun ise derneklerin genel idari ve mali denetimine ilişkin bir görevi bulunmamaktadır. Bununla birlikte derneklerin vergi mükellefiyeti doğuran faaliyetleri ile varsa iktisadi işletmeleri ve bu derneklerle ilişkili vergisel işlemler elbette vergi incelemesine konu olabilmektedir.
Ancak konu yalnızca derneklerin kendi mali işlemleriyle sınırlı değildir. Kamu yararına çalışan dernekler ile Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yapılan bağışlar, bağış yapan gerçek ve tüzel kişiler bakımından doğrudan vergisel sonuçlar doğurmaktadır.
Bu nedenle burada oluşan parasal hareketlerin, bağışların gerçek mahiyetinin ve bağış yapan mükelleflerin bu bağışları hangi hukuki ve ekonomik amaçla gerçekleştirdiklerinin gerektiğinde etkin biçimde denetlenebilmesi, yalnızca vergi güvenliği açısından değil kamu güveni açısından da büyük önem taşımaktadır.
Hiç kimse yaptığı bağış nedeniyle peşinen şüphe altında bırakılmamalıdır. Ancak önemli vergisel avantajlar sağlayan bir sistemde, bağışların gerçekten kanunun öngördüğü amaçlara uygun olarak yapılıp yapılmadığının ve vergi matrahından indirilen tutarların hukuka uygunluğunun denetlenmesi de hukuk devletinin bir gereğidir.
Nitekim kamu yararına çalışan dernek statüsünün belirlenmesi sürecinde Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşünün aranması da bu statünün yalnızca dernekler hukukunu değil, aynı zamanda vergi hukukunu ve kamu maliyesini de ilgilendirdiğini göstermektedir.
O hâlde aynı hassasiyetin, bu statüye sahip dernek ve vakıfların mali hareketlerinin ve bunlara yapılan bağışların vergisel sonuçlarının denetiminde de gösterilmesi gerekir.
Vergisel teşviklerin bulunduğu yerde güçlü mali denetim bir tercih değil, hukuki bir zorunluluktur. Çünkü korunması gereken yalnızca kamu gelirleri değil; dürüst bağışçılar, dürüst sivil toplum kuruluşları ve toplumun bu kuruluşlara duyduğu güvendir.





