2026 yılı başında GSYİH büyüme tahmi­nimiz %4 seviyesindeydi. Enflasyonun %25 seviyelerine gerileyeceği, faizlerin %30 seviyelerine çekileceği bir ortamda iç talebin canlı kalacağını tahmin ediyor­duk. Yurt dışında ise ana ticaret ortağımız Avrupa Birliği’nin büyüme görünümü da­ha olumluydu. AB’de faizlerin sabit kal­ması, ABD’de faiz indirimleri bekleniyor­du. Petrol piyasasında arz fazlası vardı ve enerji maliyetlerinde riskler aşağı yönlüy­dü. Başkan Trump’ın tarife politikalarının etkilerinin sınırlı olacağı anlaşılmıştı ve yapay zeka rüzgarı ile finansal piyasalarda olumlu bir bekleyiş havası vardı.

Fakat Şubat ayı sonunda İran-ABD-İs­rail savaşı başlayınca yukarıda saydığımız beklentilerin çoğu tersine döndü. Ener­ji maliyetlerinde artış enflasyon beklen­tilerini tekrar %30 bandına yükseltirken büyüme beklentileri %3 civarına çekil­di. Türkiye açısından bir diğer problem de cari işlemler açığı ve finansmanı. Kü­resel sermaye hareketlerinin yavaşladı­ğı, hatta gelişmekte olan ülkeleri terk et­tiği bir ortamda artan enerji maliyetleri­nin finansmanı sorun haline gelebiliyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin de büyüme he­defini küçültmesi ve yönetilebilir bir cari açık hedeflemesi gerekiyordu. Bu çerçeve­de, ekonomi yönetimi iç talebi, dolayısıyla cari açığı sınırlayacak adımlar attı.

Bunlardan ilki kredi kartı limitlerine ilişkin alınan karar. TCMB’de yapılan ça­lışmalar gösteriyor ki kredi kartı limitleri harcama davranışlarını etkiliyor. Bu çer­çevede, kredi kartı limitlerinin artışının sınırlandırılmasının iç tüketim artış hızı­nı yavaşlattığını söyleyebiliriz. Nitekim, TCMB verileri ile hesapladığımız kredi kartı kullanımı başına yapılan harcamalar reel olarak Şubat ayından beri geriliyor. İhracat miktar endeksinde de 2026 yılın­da gerileme gözleniyor. Bir başka deyişle, hem yurt içi talep zayıflıyor hem de yurt dışı talep. Bu ortamda yurt içi ekonomik aktivitenin yavaşlaması kaçınılmaz görü­nüyor.

Üretimdeki yavaşlamanın tahsili gecikmiş alacak oranlarına etkileri

Tahsili gecikmiş alacak oranlarına bak­tığımızda mayıs ayı itibarıyla tahsili ge­cikmiş alacakların (TGA) toplam kredilere oranı %2,7’ye yükseldi. 2025 yılının aynı ayında bu oran %2,1 seviyesindeydi. Birey­sel kredilerde TGA oranı %4,5’e yükseldi. En son 2016 yılında bu seviyelere yüksel­mişti. Üretim tarafına baktığımızda KOBİ kredilerinde TGA oranı %3,8 seviyesinde. KOBİ kredilerinde TGA oranı 2019 yılının sonunda %10 seviyelerine yükselmiş 2024 ortalarında %1,4’e gerilemişti.

Sektörel TGA oranları ne durumda?

Son yıllarda ekonomik büyümeye top­lamda bakınca bazı ayrıntıları gözden ka­çırmak mümkün oluyor. Örneğin, son yıl­larda hizmetler sektörünün sanayiye göre daha hızlı büyümesi iktisat yazınında po­püler hale gelen “K” şeklinde büyüme kav­ramını gündeme getirdi. Bu nedenle, TGA oranlarına da sektör bazında bakmakta fayda var. Mevcut durumda en yüksek TGA %3,8 ile toptan ticaret ve komisyonculuk sektöründe. Bu sektörü %3,5 ile Toptan ve Perakende Ticaret, Motorlu Araçlar Ser­vis Hizm. İle Kişisel ve Hane Halkı Ürün­leri sektörü takip ediyor. İnşat sektöründe TGA oranı %3,4, tekstil sektöründe %3,2. Ulaşım araçları sanayi ve motorlu kara ta­şıtları üretimi sektörleri %0,9 ile en düşük TGA oranına sahip sektörlerden.

TGA oranları neye işaret ediyor?

TGA oranlarında yükseliş trendi olma­sı hem banka hem şirket bilançoları açı­sından önemli ve takip edilmesi gerekiyor. Mevcut TGA oranları tarihsel ortalamala­rın altında olması ve bankacılık sisteminin güçlü sermaye yapısı nedenleriyle siste­mik risk teşkil etmiyor. Mevcut durumda kritik olan konun ülkemizin üretim kapa­sitesinin korunması olduğunu düşünüyo­ruz. Ülkemiz için önemli üretim kapasite­sine sahip fakat geçici olarak finansal zor­luğa düşmüş şirketlere bu zorlu dönemi atlatması için, piyasa koşulları çerçeve­sinde, destek olunmasının doğru bir poli­tika tercihi olduğunu düşünüyoruz.

Prof.Dr. İbrahim Ünalmış-Dünya