Ekonomide bazı düzenlemeler vardır ki etkileri yalnızca yayımlandıkları günle sınırlı kalmaz. İlk bakışta teknik bir vergi düzenlemesi gibi görünen bu adımlar, doğru zamanda ve doğru bakış açısıyla değerlendirildiğinde bir ülkenin yatırım iklimini, finansal derinliğini ve hatta küresel sermaye yarışındaki konumunu değiştirebilir.
Bugün yeniden gündeme gelen Varlık Barışı da tam olarak böyle bir düzenleme olma potansiyeli taşıdığını düşünüyorum. Kimileri Varlık Barışı’lnı sadece kayıt dışı varlıkların sisteme kazandırılması olarak görüyor, kimileri ise bunu belirli aralıklarla çıkarılan bir “vergi affı” olarak değerlendiriyor.
Oysa küresel sermaye hareketlerinin ulaştığı boyut, uluslararası vergi şeffaflığının geldiği nokta ve ülkeler arasındaki yatırım rekabeti dikkate alındığında bu düzenlemeye çok daha geniş bir perspektiften bakmak gerekiyor. Bugün dünyanın en büyük ekonomileri yalnızca üretim yapmak için değil, sermayeyi kendi sınırları içine çekebilmek için de yarışıyor. Sermayenin milliyeti giderek önemini kaybederken finansal altyapı ve vergi politikaları yatırım kararlarının temel belirleyicileri hâline geliyor.
Tam da bu nedenle Varlık Barışı’nı yalnızca geçmişte elde edilmiş servetin kayıt altına alınması şeklinde okumak eksik kalacaktır. Asıl mesele, bu düzenlemenin Türkiye’nin sermaye piyasalarını derinleştirecek, şirket bilançolarını güçlendirecek ve finansal sistemin kaynak tabanını genişletecek bir kaldıraç olarak kullanılabilmesidir. Son yıllarda dünya ekonomisinin yaşadığı gelişmeler bu ihtiyacı daha da görünür hâle getirdi. Jeopolitik riskler arttı, küresel faiz oranları uzun yılların en yüksek seviyelerine ulaştı. Buna paralel olarak sermaye de güvenli liman arayışını hızlandırdı. Eskiden yalnızca vergi avantajı sunan ülkeler ön plana çıkarken bugün güçlü bankacılık sistemi, etkin düzenleyici kurumlar da en az vergi kadar önem taşıyor.
Türkiye coğrafi avantajı, gelişmiş bankacılık sistemi, genç nüfusu ve bölgesel finans merkezi olma hedefiyle bu yarışta önemli fırsatlara sahip. Ancak bu avantajların ekonomik değere dönüşebilmesi için finansal sisteme duyulan güvenin artırılması, kayıtlı ekonominin büyütülmesi ve sermayenin ülke içinde daha etkin kullanılabilmesi gerekiyor.
İşte Varlık Barışı’nın stratejik önemi tam da burada ortaya çıkıyor
Kayıt dışında bulunan varlıkların, altınların, dövizlerin, yurtdışında bulunan menkul kıymetlerin ya da diğer sermaye piyasası araçlarının ekonomiye kazandırılması yalnızca bireysel servet sahiplerinin değil, bankacılık sisteminin de bilançosunu güçlendirebilir. Finans sektörünün daha güçlü kaynak yapısına kavuşması ise kredi kapasitesinin artmasından sermaye piyasalarının derinleşmesine kadar geniş bir etki alanı oluşturabilir.
Doğru ekonomik politikalarla desteklenen bir Varlık Barışı, Türkiye’nin uzun yıllardır ihtiyaç duyduğu sermaye birikimini hızlandırabilecek önemli araçlardan biri olabilir. Ekonomide sermaye çoğu zaman görünenden daha belirleyici bir güçtür. Fabrikaları kuran, yeni teknolojileri finanse eden, girişimciliği destekleyen ya da kriz dönemlerinde şirketlerin ayakta kalmasını sağlayan unsur, nihayetinde sermayenin kendisidir. Bu nedenle ülkeler sadece yatırım çekmeye değil, mevcut servetin ekonomi içinde daha etkin kullanılmasını sağlamaya da büyük önem verir.
Türkiye açısından bakıldığında da Varlık Barışı’nın en önemli katkısı, finansal sisteme yeni bir kaynak girişi sağlayabilme potansiyelidir. Bugün birçok Türk şirketi uluslararası ölçekte rekabet ediyor. İhracat yapıyor, yabancı ortaklıklar kuruyor, farklı ülkelerde yatırımlar gerçekleştiriyor. Bunun doğal sonucu olarak sermaye hareketleri de geçmişe göre çok daha karmaşık bir yapıya sahip. Ancak sermayenin uluslararası dolaşımının hızlanması kadar önemli olan bir başka gelişme daha yaşanıyor: Dünyada vergi şeffaflığı giderek artıyor.
Finansal hesap bilgilerinin ülkeler arasında paylaşılması, kara para aklamayla mücadele mekanizmalarının güçlenmesi ve uluslararası raporlama standartlarının yaygınlaşması, geçmişte mümkün görülen birçok yöntemi artık işlevsiz hâle getiriyor. Bu yeni dönemde Varlık Barışı, geçmişin alışkanlıklarını sürdürmek isteyenler için değil; yeni uluslararası düzene uyum sağlayarak varlıklarını kayıtlı ekonomi içinde değerlendirmek isteyenler için anlam kazanıyor.
Vergi şeffaflığı giderek artıyor
Bu nedenle düzenlemeyi yalnızca kısa vadeli bir mali avantaj olarak görmek yerine, sermaye yönetiminin yeniden yapılandırılması açısından değerlendirmek daha doğru olacaktır. Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan şirketler için güçlü bir bilanço, sadece bankalardan daha uygun koşullarda kredi sağlamak anlamına gelmez.
Aynı zamanda şirketin yatırımcı gözündeki değerini artırır, birleşme ve satın alma süreçlerini kolaylaştırır, kurumsal yönetim standartlarını yükseltir. Varlık Barışı’nın doğru değerlendirilmesi hâlinde bilançoların ve özkaynak yapısının güçlenmesine katkı sağlayabilecek bir araç olarak görülmesi de bu nedenle önemlidir. Benzer bir durum girişimcilik ekosistemi için de geçerlidir. Son yıllarda Türkiye’de teknoloji girişimleri ve girişim sermayesi fonları önemli bir ivme yakaladı. Ancak girişim sermayesinin en temel ihtiyacı uzun vadeli ve sabırlı finansmandır.
Finansal sisteme kazandırılan kayıtlı varlıkların sermaye piyasalarına yönlendirilmesi, yalnızca mevcut şirketlerin değil, geleceğin teknoloji şirketlerinin de finansman imkânlarını genişletebilir. Elbette bu sonuç kendiliğinden ortaya çıkmaz. Finansal kaynakların üretken yatırımlara yönlendirilmesini sağlayacak piyasa mekanizmalarının güçlü olması gerekir. Sermaye piyasalarının derinleşmesi, kurumsal yatırımcı tabanının büyümesi ve yatırım fonlarının çeşitlenmesi bu sürecin tamamlayıcı unsurlarıdır.
Bu noktada İstanbul Finans Merkezi hedefi yeniden hatırlanmalı
Bir finans merkezini güçlü yapan yalnızca modern binalar ya da teknolojik altyapı değildir. Asıl belirleyici unsur, ulusal ve uluslararası sermayenin o merkeze ilgi duymasıdır. Londra, Singapur, Dubai ya da Hong Kong’u birbirinden ayıran temel özellik, yatırımcıların finansal hizmet kalitesi ve sermayeye erişim açısından bu merkezleri tercih etmesidir.
Türkiye de benzer bir hedef ortaya koyuyor. Ancak bu hedefe ulaşmanın yolu sadece fiziksel yatırımlardan değil, finansal sistemin derinliğini artıracak düzenlemelerden geçiyor. Varlık Barışı, bu açıdan değerlendirildiğinde tek başına yeterli olmasa da doğru politikalarla desteklendiğinde önemli bir tamamlayıcı unsur olabilir. Burada dikkat edilmesi gereken kritik nokta ise düzenlemenin sürekliliği ve öngörülebilirliğidir. Ekonomik aktörler, uzun vadeli kurallara göre hareket etmeyi tercih eder.
Eğer yatırımcılar belirli aralıklarla benzer düzenlemelerin tekrar edeceğine inanırsa, kararlarını buna göre erteleyebilir. Buna karşılık, düzenlemenin daha geniş bir ekonomik dönüşüm stratejisinin parçası olduğu yönünde güçlü bir güven oluşursa, sermaye hareketleri de buna paralel biçimde hızlanabilir.
Önemli olan sorulardan biri de şudur: Bu varlıklar ekonomide nasıl değerlendirilecek?
Üretime mi dönüşecek? Yeni yatırımları mı finanse edecek? İhracat kapasitesini mi artıracak? Yoksa kısa süre içinde yeniden pasif varlıklara mı dönüşecek? Asıl başarı bu soruların cevabında gizlidir. Ekonomik büyümenin kalıcı olabilmesi için finansal kaynakların üretken yatırımlarla buluşması gerekir.
Sermaye sadece bankalarda beklediğinde değil, fabrikaya, teknolojiye, ihracata, inovasyona ve girişimciliğe dönüştüğünde ülke ekonomisine gerçek anlamda değer üretir. İşte Varlık Barışı’nın gerçek potansiyeli de burada yatıyor. Doğru tasarlanmış ve güven veren bir ekonomik çerçeve içinde bu düzenleme, yalnızca geçmişin kayıt altına alınmasını sağlayan teknik bir uygulama olmaktan çıkar; Türkiye’nin tasarruflarını, sermayesini ve yatırım kapasitesini güçlendiren stratejik bir kalkınma aracına dönüşebilir.
Sonuç olarak Varlık Barışı’nı, geçmişe ilişkin teknik bir düzenleme olarak görmek yerine, Türkiye’nin sermaye yapısını güçlendirme ve kayıtlı ekonomiyi büyütme fırsatı olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Bu fırsatın gerçek değeri ise kısa vadeli rakamlarda değil, uzun vadede oluşturacağı yatırım ikliminde ortaya çıkacaktır. Çünkü ekonomide kalıcı başarı, yalnızca sermayeyi kayıt altına almak değil, ona kalıcı bir gelecek sunabilmekle mümkündür.
Bekir Tamer Gökalp-Dünya





