Bu durum tüm sistemi etkileyebilecek çok önemli bir sorundu.

Olayın Kısa Özeti

Normalde bir yatırımcı, bir yatırım fonuna 100 TL yatırdığında fon yöneticisi bu parayla hisse, tahvil, mevduat vb. varlıklar satın alıyor. Yatırımcı fondan çıkmak istediğinde fon payı iade ediliyor ve yatırımcı parasını alıyor.

Ancak şu anda yaşanan krizde, bazı fonların, sığ bir hisseyi büyük miktarda satın aldığı Böylece hisse fiyatlarının yükseldiği ve bunun sonucunda da fonun getirisinin çok yüksek göründüğü anlaşılıyor. Yüksek getiriyi gören yatırımcılar ilgili fona para yatırıyor. Fon aynı veya benzer hisselerden daha çok alıyor ve fiyat daha da yükseliyor.

Konuyla ilgili yapılan haberlerde piyasa analizlerine göre, bazı yerli fonlar, özellikle kendileriyle veya ilişkili gruplarla bağlantısı olan şirketlerde, piyasada gerçekten alınıp satılabilen hisse miktarına kıyasla çok büyük pozisyonlara ulaştığı ve Bunun da fiyatları ve dolayısıyla fonların görünen değerininin çok üzerine taşıdığı belirtiliyor..Üstelik bazı yerli fonların, ellerindeki hisseleri teminat gösterip borçlanarak daha fazla sığ hisse satın aldığı da iddia ediliyor.

Sorunun ortaya çıkışı çok geç kalınmış olsa da SPK’nın, 28 Ağustos’ta yeni kurallar getirmesiyle başladı.

SPK, yeni düzenlemesiyle bir fonun ya da aynı şirketin yönettiği birden fazla fonun, borsada alınıp satılabilen sınırlı sayıdaki hisselerin büyük bölümünü elinde toplamasını önlemek istiyordu. Bu yüzden de SPK, bir serbest fonun, halka açıklığı yüzde 25’in altında olan bir şirketin fiili dolaşımdaki hisselerinin en fazla yüzde 8’ini tutabilmesi gibi sınırlar getirdi. Aynı portföy yöneticisinin fonları için de toplu sınırlar kondu. Ayrıca fonda yüzde 5’i aşan büyük pozisyonların toplamına sınır getirildi.

Bu yeni kurallara uyması gereken fonların bazı büyük pozisyonlarını küçültmeleri gerekti. Böylece fonlar hisse satmaya başladı. Sığ hisseler sert düştü ve fonların da değeri düştü. Yatırımcılar fonlardan çıkmaya başlayınca fonların yatırımcıya para ödeyebilmek için daha fazla hisse satması gerekti. Sonuçta hisseler daha fazla düştü ve daha fazla yatırımcı çıkmak istedi.

Krizin görünür hale geldiği yer Pusula Portföy oldu. Pusula’nın fonlarından 28 Ağustos sonrasında yaklaşık 132,7 milyar TL çıkış gerçekleşti.

Böylece Pusula, 15 Eylül’de bazı fonlarında “katılma payı iade ödemelerinde temerrüt” oluştuğunu açıkladı. Yani yatırımcı “Fonumu sat, paramı ver,” diyordu ama fon gereken nakdi zamanında sağlayamıyordu.

Ardından Tera da iki fonunda temerrüt açıkladı. Reuters’a göre Tera Portföy tek başına yaklaşık 13,7 milyar dolarlık varlık yönetiyordu.

Pusula ve Tera’daki ödeme sorunları Borsa İstanbul’daki paniği büyüttü. BIST 100 16 Eylül’de yüzde 5’in üzerinde geriledi.

Bunun sonucunda devasa bir fon kriziyle karşılaştık.

Fon krizi sonrası SPK , bu hisselerdeki işlemler nedeniyle 38 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu ve iki yıllık işlem yasağı getirdi. Suç duyuruları Sermaye Piyasası Kanunu’nun piyasa dolandırıcılığı hükümleri kapsamında yapıldı. Süreç devam ederken ilgili fon yöneticileri ve sorumlular hakkında gözaltı kararları geldi.Konuyla ilgili yargısal süreç devam ediyor.

Yaşanan Mağduriyetin Boyutu

Reuters gibi yabancı kaynaklarına göre tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğü yaklaşık 891 milyar TL ve burada 353 bin yatırımcı bulunuyor.

Financial Times’ın haberine göre, yalnızca 16 Eylül’deki panikte yatırımcıların fonlardan çekmeye çalıştığı para 1 milyar dolara kadar çıktı.

CNBC-e ise yaklaşık 826 milyar TL ve 514 binden fazla yatırımcıdan söz ediyor.

Basında farklı tutarların ve yatırımcı sayılarının da ifade edildiğini görüyoruz.

Sonuç itibariyle açıklanan rakamlar çok büyük rakamsal büyüklükleri ifade ediyor. Bu fonlara para yatıran 500.000 kişinin üzerinde gerçek ve tüzel kişi, Yaşanan bu sorun nedeniyle bu kapsama girmemekle beraber tüm borsada işlem gören hisse senetlerinin düşüşü sonucu değer kaybı yaşayanlar, işini düzgün yapan kurumsal yapıları oturmuş binlerce kişi istihdam eden şirketlerin ortakları hissedarları ciddi bir mağduriyet yaşıyor.

Mağduriyet Nasıl Giderilecek

Bu konuda 2 temel görüş var.

1. Görüş. Kişisel yatırımcıların insiyatif alarak mevcut fonlara para yatırmaları kendi sorunlarıdır. Bu konuda devlete en ufak bir maliyet yük getirilmemeli.

2. Görüş. Kişiler mevcut tasarruflarını devlete devletin kurumlarına güvenerek sermaye piyasasının izin verdiği fonlarda değerlendirmişler. Bu nedenle devlet bu kişilerin mağduriyetini bir şekilde gidermeli.

Her iki görüşünde haklı tarafları mevcut.Fonların tasfiyesi sonucu nasıl bir yöntem izleneceğine devletin yetkili organları karar verecek.Ancak bu konuyla ilgili yapılan düzenlemeler ve konunun uzmanlarınca dile getirilen hususları şu şekilde özetleyebilirim.

Tasfiye süreci SPK tarafından 6 ay olarak açıklandı.Tasfiyeler İş ve Ziraat Bankaları üzerinden gerçekleştirilecek.Fonda bulunan tahvil ve benzeri tüm varlıklar nakde çevrilecek.Nakde çevrilen para ortak havuzda toplanacak. Dağıtılana kadar gecelik faiz veya takasbank havuzunda tutulacak.Havuzdaki para fondaki pay sahiplerine bölünecek. Her yatırımcıya fon payı kadar ödeme yapılacak.Ödemeler 6 ay içinde olacak.

Fon sahipleri fonu alırken ödedikleri bedele göre değil tasfiye sonrası nakde çevrildikleri bedel kadar ödeme alacaklar.Genel esaslar bu olmakla birlikte Sürecin nasıl ilerleyeceği kural setlerinin nasıl işleyeceği piyasaların birazda buna vereceği tepkilere bağlı olarak belirlenecek.

Bu başlıkta söyleyebileceğim son söz gerçek mağdurların ortaya çıkarılması onlara fon varlığından yaptıkları ödemeler ölçüsünde ödeme yapılması, bu vurgunu gerçekleştiren sorumluların yurt içindeki ve yurtdışına kaçırdıkları nakdi ve diğer tüm varlıklarına el koyularak yapılacak tahsilatın fon mağdurlarına hisseleri oranında dağıtılması, mümkün olduğunca devletin hiçbir zararı olmadan bu sürecin tamamlanmasıdır.

Ne Yapılmalı

Üzülerek ifade etmeliyim ki son dönemlerde SPK ve benzeri sorumlu kurumların üzerlerine düşen asli görevlerini gereği gibi yerine getirmemeleri sonucu bu olayda olduğu gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Son yıllarda kolay para kazanma, reel sektörde yatırım yaparak ülke ekonomisine ve istihdama katkı sunma yerine sanal işlemlerle para kazanma kolaycılığı dikkat çekiyor. Bu durum yatırım yapan, istihdama çok önemli katkılar sunan, vergisini sürekli ve düzenli ödeyen fiilen reel sektörün içinde olan dürüst çalışan firmaları da olumsuz etkiliyor.

Mevcut yasaya göre Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Türkiye’deki sermaye piyasalarının güvenli, şeffaf ve dürüst bir şekilde çalışmasını sağlayan düzenleyici ve denetleyici kamu kurumudur. Yine bu kurum Sermaye piyasası kurumlarının, halka açık ortaklıkların, borsaların ve öz düzenleyici kuruluşların sermaye piyasası mevzuatı kapsamında gerçekleştirecekleri işlemlerin mevzuata uyumunun kontrol, gözetim ve denetimini yapmakla sorumludur.

Yasada tanımlanan kurallar gereği tüm şirketlerin iyi ve düzgün çalışan bir SPK denetiminde halka açılmaları sermayelerini bu kaynaklarla artırarak yatırım ve üretime katkı sunmaları elbette arzu edilen ve teşvik edilmesi gereken bir durumdur.

Ancak bu konuda yetki verilmiş kurumların görevlerini gereğince yerine getirmemeleri bu ve benzeri sorunları karşımıza çıkarıyor. Bu olayda da Kanunda yer alan çok açık hükümlere rağmen kurul yöneticileri maalesef görevlerini tam olarak yerine getirmedikleri sonucu çıkıyor.

Bütün bunlar dikkate alındığında Hazine Ve Maliye Bakanının ve kendisine bağlı kuruluşların zamanında gerekli önlemleri almamaları nedeniyle büyük sorumlulukları var.

Yeni bir güven tesisi için şeffaf hesap verebilir, ehliyet ve liyakatli kadrolar işbaşına getirilmeli SPK başta olmak üzere BDDK,İMKB,MASAK varsa diğer ilişkili kurumların Sorumluluğu ve önemli ihmalleri olan yöneticileri derhal görevden alınmalıdır.

Sorunun kısa sürede çözümü amacıyla Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz Başkanlığında ilgisi bulunan tüm Bakanlar ve görev verilecek yeni yöneticiler acilen toplanmalı ve mini bir eylem planı hazırlanmalıdır.

Tüm kurumlar için Kural bazlı bir yönetim hayata geçirilmelidir.

Devlet Denetleme Kurulu acilen devreye girerek kapsamlı bir denetim gerçekleştirmeli sorumluluğu olanlar hiçbir ayrım gözetilmeksizin ortaya çıkarılmalı hukuki ve idari yönden yapılması gerekli soruşturmaların önü hızla açmalıdır.

Olayın başlangıcından itibaren geçmişe dönük bir milat belirlenerek herhangi bir ayrım yapmaksızın işin içinde olan tüm sorumlular tespit edilmeli ve hukuk çerçevesinde hesap sorulmalıdır.Yurtdışına kaçırılan para tutarları ve mal varlılarına el koyulması dahil sorumlulardan tamamının tahsil edilmesi ile ilgili süreç derhal başlatılmalıdır.

Bu konuyla ilgili gerekirse tecrübesi olan Uluslararası Hukuk Büro ağı olan güvenilir bir hukuk bürosuyla anlaşılabilir.(Bu konuda geçmişte yaşanan İmar Bankası Krizinde böyle bir yol izlenmişti)

Sonuç itibariyle Ortaya çıkan bu büyük sorun nedeniyle sürecin hızlı şeffaf ve sonuç odaklı bir şekilde yönetilmesi ve güven tesisi gerekiyor. Süreç iyi yönetilmezse sorun lokal olmaktan çıkıp tüm sistemi olumsuz etkileyebilir.

Kaynak: Olay | Fatih ACAR