Uluslararası yardım örgütü Oxfam’ın küresel eşitsizlik raporu, sadece servet uçurumunu gösteren bir tablo sunmakla kalmıyor; dünyanın dört bir yanındaki yoksulluğun ve adaletsizliğin boyutlarını da dramatik biçimde ortaya koyuyor.
Davos 2026’ya giden süreçte yayımlanan tartışmalar ve zirvenin ana mesajları, küresel eşitsizliğin yalnızca gelir dağılımı meselesi olmadığını; işgücü piyasalarının yapısal olarak yeniden şekillendiğini açık biçimde gösteriyor. 2026 yılında toplanan Davos Zirvesinde de üzerinde durulduğu gibi, dünya ekonomisi artık eski istihdam modelleriyle yönetilemeyen yeni bir döneme girmiş durumda. Bu yeni dönemin en kritik kırılma alanı ise işgücü piyasaları.
Davos 2026’nın ana gündemlerinden biri olan yapay zekâ ve otomasyon, sadece üretim süreçlerini değil, çalışmanın doğasını da kökten değiştiriyor:
- Bazı meslekler hızla ortadan kalkıyor,
- Yeni beceri setlerine sahip olmayan çalışanlar sistemin dışına itiliyor,
- Dijital uçurum, gelir uçurumuna dönüşüyor.
Eşitsizlikte rekor
Bu tablo, Oxfam’ın yoksulluk ve eşitsizlik verileriyle birlikte okunduğunda daha çarpıcı hale geliyor. Teknoloji, küresel ölçekte büyük bir refah potansiyeli yaratırken; bu refahın emeğe eşit şekilde yansımadığı açıkça görülüyor. Yüksek beceriye sahip küçük bir kesim kazançlarını artırırken, milyonlarca çalışan daha güvencesiz, daha düşük ücretli ve daha kırılgan işlere sıkışıyor.
Her yıl Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu Zirvesinin hemen öncesinde yayınlanan Oxfam raporunda yer alan verilere göre, geçen yıl milyarderlerin toplam serveti 18,3 trilyon ABD doları gibi tarihî bir seviyeye ulaştı; bu rakam 2025’te bir önceki döneme göre yaklaşık yüzde 16’dan fazla artış göstermiş durumda. Bununla birlikte, milyarderlerin sayısı ilk kez 3.000’i aşarken, en zengin kişi olan Elon Musk yarım trilyon dolarlık servetiyle ayrı bir rekor kırdı.
Yoksulluk ve açlık
Rapor, servet konsantrasyonunun sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal ve politik eşitsizlikleri de derinleştirdiğini vurguluyor. Ortalama küresel gelir seviyesi yükselirken bile, dünyanın neredeyse yarısı – yaklaşık 4.1 milyar insan – hâlâ yoksulluk içinde yaşıyor. Bir başka deyişle, her dört kişiden biri yeterli ve düzenli gıdaya erişemiyor.
Bu tablo, ekonomik büyümenin sosyal adalete dönüşmediğinin en açık göstergesi. Küresel gıda fiyatlarındaki şoklar, artan enerji maliyetleri ve iklim krizinin etkileri zaten kırılgan olan yoksul hane halklarını daha da savunmasız bırakmaya devam ediyor.
Çalışmak yetmiyor
Davos 2026 Zirvesi’nde farklı liderler tarafından ortaya konulan temel tespitlerden biri de “dünya büyüyor ama insanlar için daha iyi bir hayat üretmiyor”. Bu tespit, günümüz işgücü piyasalarının en temel sorununa işaret ediyor. Küresel ölçekte büyüme devam ederken;
- Çalışan yoksulluğu artıyor,
- Reel ücretler enflasyon karşısında eriyor,
- Sosyal koruma mekanizmaları işgücü piyasasındaki yeni risklere yanıt veremiyor. Oxfam verileriyle birlikte düşünüldüğünde, bugün milyarlarca insan çalışmasına rağmen yoksulluk sınırının altında yaşamaya devam ediyor. Bu durum, “istihdam = refah” varsayımının artık geçerliliğini yitirdiğini gösteriyor.
İnsana yatırım yapan, emeği koruyan, beceri dönüşümünü sosyal adaletle birlikte ele alan politikalar hayata geçirilmedikçe; büyüme rakamları ne kadar parlak olursa olsun, yoksulluk ve güvencesizlik küresel sistemin kalıcı bir parçası olmaya devam edecektir. Aksi halde, teknolojik dönüşüm, iklim krizi ve jeopolitik belirsizliklerin yükü, yine en kırılgan kesimlerin omuzlarına binecek.





