Tullock’un “Aşırı Fayda” başlıklı makalesinde vergi etkileşiminde çifte kazanç hipotezi ortaya konulmuştur. Makalede, gelir artırıcı vergilerin yerine çevresel vergilerin getirilmesinin gelir açısından nötr bir ikame olarak iki fayda sağlayabileceği öne sürülmektedir. Birinci fayda, daha iyi bir çevre ve daha az kirlilikten (üreticiye uygulanan Pigou vergisi nedeniyle) kaynaklanan fayda artışıdır. İkinci fayda ise gelir artırıcı vergi sisteminin çarpıklıklarının azalması nedeniyle daha verimli bir vergi sistemi oluşmasıdır ve bunun da refahta bir iyileşme sağlayacağı ifade edilmektedir. Ülkemiz vergi sisteminde çevre temizlik vergisi dışında özünde karbon salımıyla ilgili (ÖTV, MTV) bir vergi türü bulunmamaktadır. Doğrudan çevreyi ilgilendiren vergi türü ise ilk olarak Finlandiya’da yürürlüğe konulmuş, fakat çevresel zararlara karşı tek başına çözüm olamamıştır.
Karbon fiyatlandırma politikaları
Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ve karbon vergisi en yaygın olarak kullanılan fiyatlama politikalarıdır. Aslında ikisi de nihai olarak karbona odaklanmış olsa da ETS işletme bazındaki karbona odaklanırken, karbon vergisi ise tüketici davranışlarını karbon nötr ürünlere yönlendirmede kullanılmaktadır. Karbon vergisinin kabul edilebilirliği, vergi gelirlerinin tahsis edildiği alanlara göre şekillenmektedir. Elde edilen gelirlerin SGK primleri ve yenilenebilir enerji dönüşümlerine tahsis edildiği durumlarda kabul edilebilirlik yüksek; tersi durumda ise kabul edilebilirlik seviyesi düşük kalmaktadır. İdare ve tahsilat açısından kolay yönetilebilen bir vergi türü olsa da her ülke tarafından küresel boyutta kabul edilip uygulanamayacağından ülkeler arasında rekabet dezavantajı yaratma potansiyeli taşımaktadır.
Emisyon Ticaret Sistemi’nde karbon kredilerinin vergilendirilmesi
İklim Kanunu’nda Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), sera gazı emisyonlarına net sıfır emisyon hedefine uygun bir üst sınır belirlenmesi ilkesine dayalı olarak çalışan ve tahsisatların alınıp satılması suretiyle sera gazı emisyonu azaltımını teşvik eden ulusal ve/veya uluslararası piyasa temelli mekanizma olarak tanımlanmıştır. ETS’de işletmelere belirli miktarda karbon kirletme hakkı tanınmaktadır. Bu miktarı aşan işletmeler, aştıkları sınır kadar karbon kredisi alarak ETS işleticisine ödeme yapmaktadır. Sınırın altında kalan işletmeler ise uhdelerinde kalan karbon kredilerini sınırı aşan şirketlere ilgili borsada satıp gelir elde etmektedirler.
Peki, karbon kredisi satarak kazanç elde eden ve kredi ödemesi yaparak gider yazan işletmelere vergisel olarak ne tür teşvikler sunulabilir? Vergi kanunlarımızda birçok istisna bulunmakla beraber birçok gider de kanunen kabul edilmemektedir. İlgili vergi istisnası ve gider yazmama durumlarını ETS’de satılan ve alınan karbon kredilerine uyarladığımızda şöyle bir durum ortaya çıkmaktadır: İşletmeler ETS’de belirlenen sınırın altında kaldıkları durumda ellerinde kalan karbon kredilerini satmalarından elde ettikleri gelirleri kurumlar vergisinden istisna sayılabilir. Vergi tekniği açısından tersini düşündüğümüzde ise sınırı geçen işletmeler için satın almış oldukları karbon kredilerinden dolayı ödedikleri karbon kredi giderleri kanunen kabul edilmeyen gider olarak tanımlanabilir.
Hülasa, karbon kredi gelirlerinin vergiden bağışık kılınması işletmeleri emisyonlarını azaltmaya yönelik yatırımlara daha istekli kılacaktır. Emisyon sınırını aşan işletmeler için ise ek bir maliyet doğacak ve yüksek emisyonlu üretimin vergisel açıdan da caydırılması sağlanacaktır.





