Masada yalnız­ca enflasyon farkı değil; refah payı, seyyanen ar­tış, en düşük tamamla­nan aylığın 30 bin TL’ye çıkarıl­ması ve bu seçeneklerin birlikte uygulanması da var. Ancak henüz bunların hiçbiri kesinleşmiş bir karar değil. Asıl mesele, hem dü­şük aylık alanların geçimini ko­laylaştırmak hem de prim ödeme farklılıklarını gözetmek.

Enflasyon yüzde 29 olursa ocak artışı ne olur?

2026’nın ilk altı aylık enflas­yonu yüzde 17,76 ve yıl sonu enf­lasyonu yüzde 29 kabul edildi­ğinde ikinci altı aylık enflasyon yaklaşık yüzde 9,54 olur. SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin kök ay­lıkları, mevcut kurallar çerçe­vesinde bu oranda artar. 23.552 TL’lik en düşük tamamlanan aylığa aynı oran uygulandığın­da örnek tutar yaklaşık 25.800 TL’ye ulaşır. Ne var ki yasal ta­ban ödeme, kök aylık artışıyla otomatik olarak yükselmez; ay­rıca kanuni düzenleme gerekir.

30 bin TL taban aylık ve yüzde 10 refah payı birlikte uygulanabilir mi?

Öne çıkan alternatiflerden bi­ri, en düşük tamamlanan aylığın 30 bin TL’ye çıkarılması ve bu­nun üzerinde aylık alanlara ayrı­ca refah payı verilmesidir. 23.552 TL’den 30 bin TL’ye yükseliş yak­laşık yüzde 27,38’lik artış demek­tir. Yüzde 9,54’lük enflasyon ora­nına göre fark yaklaşık 17,84 pu­andır. Bu, taban aylıktaki toplam artışın enflasyonun üzerindeki kısmını anlatan bir karşılaştır­madır; bütün emeklilerin kök ay­lığına 17,84 puan refah payı veri­leceği anlamına gelmez.

Bu karma modelde, örneğin kök aylıklarına yüzde 9,54 enflas­yon artışı ve ilave 10 puan refah payı uygulanarak toplam yüzde 19,54 artış sağlanabilir; buna rağ­men ödemesi 30 bin TL’nin altın­da kalanlar yasal düzenlemeyle 30 bin TL’ye tamamlanabilir. 30 bin TL’nin üzerinde kalanlar ise yüzde 19,54’lük kök aylık artışın­dan yararlanır. Ancak kimin han­gi tutarı alacağı, mevcut kök ay­lığına, ek ödemelere ve kanunun kapsamına bağlıdır. Bu nedenle “30 bin TL’nin altında olanlara yüzde 27,38, üstündekilere yüz­de 19,54 zam” ifadesi herkes için teknik olarak doğru değildir.

Tüm emeklilere aynı oranda refah payı da bir seçenek

Diğer seçenek, refah payının yalnızca düşük aylıklara değil, bütün emeklilerin kök aylıkları­na aynı puanla yansıtılmasıdır. Böylece prim gün sayısı ve prime esas kazanç farklılıkları bir ölçü­de korunabilir. 23.552 TL tutarı üzerinden yalnızca karşılaştır­ma yapmak için hazırlanan varsa­yımsal tablo (TABLO 1) şöyledir:

Dul ve yetim aylıkları unutulmamalı

En düşük tamamlanan aylığa ilişkin tartışmalarda en fazla göz­den kaçan gruplardan biri dul ve yetimler. Ölüm aylıkları hak sa­hiplerine, mevzuattaki koşullara göre belirlenen hisseler üzerin­den bağlanıyor. Bu nedenle 23.552 TL’lik tam ödeme tutarı, her dul veya yetimin doğrudan aldığı aylık değildir. Örneğin yalnızca hesap­lamayı göstermek için tam tutarın yüzde 75’i 17.664 TL, yüzde 50’si 11.776 TL, yüzde 25’i ise 5.888 TL eder. Gerçekte uygulanacak öde­me, hak sahipliği koşulları ve ilgili aylığın hesaplanmasına bağlıdır.

Yeni düzenlemede sadece tam hisseli en düşük aylığın yüksel­tilmesi yeterli görülmemeli. Dul ve yetimlerin fiilen ellerine geçen tutarlar ayrıca değerlendirilmeli; düşük gelirli hak sahiplerine his­seleri ve ihtiyaçları dikkate alı­narak ilave destek sağlanmalıdır.

Taban aylıkta yığılma 6–7 milyona ulaşabilir mi?

2019’daki yaklaşık 900 bin ki­şiden bugün yaklaşık 4,5 milyon kişiye uzanan genişleme dikkat çekici. Eğer 2027’de en düşük ta­mamlanan aylık çok daha yüksek oranda artırılır, bunun üzerindeki kök aylıklara ise daha sınırlı artış yapılırsa, taban ödeme kapsamına girenlerin sayısı daha da büyüye­bilir. 6–7 milyon kişiye ulaşılma­sı, mevcut verilerle kesinleşmiş bir tahmin değil; aylık dağılımına ve seçilecek zam formülüne bağ­lı bir risk senaryosudur. Böyle bir yığılma, yıllarca daha yüksek prim ödeyenlerle daha düşük prim öde­yenlerin fiilî aylıklarını birbirine yaklaştırır. Çalışma süresi ve pri­me esas kazanç ile emeklilik ge­liri arasındaki bağ zayıfladıkça prim ödeme isteği ve sisteme gü­ven olumsuz etkilenebilir. Taban aylık, yoksulluğa karşı koruma iş­levi görmeli; ancak milyonlarca ki­şinin kalıcı olarak aynı tutarda sı­kıştığı bir yapıya dönüşmemeli. Bu nedenle refah payının kök aylıkla­ra dengeli yansıtılması, taban artı­şıyla birlikte değerlendirilmelidir.

65 yaş üzerindekilere ayrı iyileştirme yapılır mı?

Tartışılan başlıklardan biri de 65 yaş ve üzerindeki emeklile­re daha farklı bir artış yapılması. Yaşı ilerleyen emeklilerin sağlık, bakım ve geçim ihtiyaçları elbet­te önemlidir. Ancak emekli aylı­ğına yalnızca yaşa göre yeni bir artış basamağı eklenmesinin uy­gulanabilir olduğunu düşünmü­yorum. Zaten oldukça karmaşık hale gelen emeklilik sistemin­de yeni eşikler ve farklı hesapla­ma grupları ortaya çıkabilir. Aynı prim geçmişine sahip iki emekli­nin yalnızca yaş farkı nedeniyle farklı artış alması yeni adalet tar­tışmaları doğurabilir. Bu nedenle daha olası yolun, yaşa özel ayrı bir aylık zammından çok, refah payı veya taban aylık düzenlemesi ol­duğunu değerlendiriyorum. Yaş­lıların özel ihtiyaçlarına yönelik sosyal destekler ise emekli aylığı hesabından ayrı ele alınabilir.

En düşük aylık yükselirken diğer aylıklar ne oldu?

2019 yılında en düşük emek­li aylığı 1.000 TL’ye tamamlan­dığında uygulama kapsamında­ki kişi sayısı yaklaşık 900 bindi. Bugün 23.552 TL’lik en düşük ta­mamlanan aylık uygulamasından etkilenen emekli ve hak sahibi sa­yısının yaklaşık 4,5 milyona ulaş­tığı ifade ediliyor. Ancak bu, 4,5 milyon kişinin tamamının eline 23.552 TL geçtiği anlamına gel­miyor. Özellikle dul ve yetim ay­lığı alan hak sahipleri, ölüm aylı­ğındaki hisseleri oranında daha düşük tutarlarda ödeme alabili­yor. Bu ayrımı yapmadan “4,5 mil­yon kişi 23.552 TL aylık alıyor” demek yanıltıcı olur. (TABLO 2)

Benim beklentim, yalnızca 65 yaşın üzerindekilere özgü yeni bir aylık formülünden ziyade re­fah payı ve en düşük aylık düzen­lemesinin öne çıkması yönün­de. Bununla birlikte hangi model seçilirse seçilsin dul ve yetimle­rin hisse oranları nedeniyle da­ha düşük kalan ödemeleri unu­tulmamalı; taban aylıkta 6–7 mil­yon kişiye varabilecek bir yığılma riskine karşı prim ödeme adaleti korunmalı. Çalışma Bakanı’nın Cumhurbaşkanı’nı işaret etme­siyle artan beklentinin karşılık bulup bulmayacağını açıklana­cak karar gösterecek. 2027’nin asıl meselesi yalnızca en düşük aylığın kaç lira olacağı değil; 17 milyon emekli ve hak sahibinin alım gücünü artırırken sistem­deki adalet duygusunun korunup korunamayacağıdır.

Tamamlanan aylık sorunları derinleştiriyor:

Emeklilik sistemindeki sorun yalnızca aylıkların düşük olma­sı değil, aylıklar arasındaki ilişki­nin giderek zayıflamasıdır. Düşük kazanç üzerinden prim bildirimi, kayıt dışılık, eksik prim günleri ve aylık bağlama sistemindeki deği­şiklikler uzun vadeli sorunlar ya­ratıyor. En düşük ödeme tutarı­nın diğer aylıklardan sürekli daha hızlı artırılması ise farklı süreler­de ve farklı kazançlar üzerinden prim ödemiş kişileri aynı ödeme düzeyinde topluyor. Bu durum hem prim ödeme adaleti algısını hem de sistemin sürdürülebilir­liğine duyulan güveni zedeliyor.

Emekli aylıklarında alım gücü değerine bakmak gerekir!

Almanya ile yapılan örnek karşı­laştırmada yaklaşık 1.195 avro net ortalama yaşlılık aylığı ve Türki­ye’de 23.552 TL en düşük tamam­lanan aylık kullanıldığında, 1 av­ro = 55,67 TL varsayımıyla Alman aylığı yaklaşık 66.500 TL’ye kar­şılık gelir. Örnek kıyma fiyatları Almanya’da kilogram başına 9,49 avro, Türkiye’de 890 TL alınırsa aylıkların satın alabildiği miktar­lar yaklaşık 126 ve 26 kilogramdır. Ancak karşılaştırılan aylık türleri farklıdır; fiyatlar ve örnek bütçeler ülke ortalaması değildir. Buradaki amaç yalnızca döviz kuruna değil, alım gücüne de bakılması gerekti­ğini hatırlatmaktır.

Cumhurbaşkanı’nın açıklaması beklentileri karşılayacak mı?

Çalışma Bakanı’nın açıklama konusunda Cumhurbaşkanı’nı işaret ettiği yönündeki değer­lendirmeler, emekliler arasında­ki beklentiyi yükseltiyor. Ancak açıklamanın kim tarafından ya­pılacağı kadar, hangi kapsamda ve hangi takvimle uygulanacağı da önemli. Refah payı bütün kök aylıklara mı yansıyacak? En dü­şük aylık 30 bin TL’ye mi tamam­lanacak? Bu iki adım birlikte mi atılacak? Seyyanen bir ödeme olacak mı? Şu aşamada bunların hiçbiri kesinleşmiş değil.

Benim beklentim, yaşa göre ye­ni ve karmaşık bir ayrımdan ziya­de refah payı ile en düşük aylığa ilişkin bir düzenlemenin öne çık­ması yönünde. Fakat beklentinin yükselmesi ile kararın alınması aynı şey değil. 2027 için asıl soru yalnızca en düşük emekli aylığı­nın kaç lira olacağı değil; yaklaşık 17 milyon emekli ve hak sahibinin satın alma gücünü artırırken da­ha uzun süre çalışan ve daha yük­sek prim ödeyenlerin hakkını da koruyan bir çözüm bulunup bu­lunamayacağıdır. Bakalım artan beklentiler karşılık bulacak mı?

2027’de emekli aylıkları ne kadar artacak? - Resim : 1

2027’de emekli aylıkları ne kadar artacak? - Resim : 2

Dünya | Özgür ERDURSUN