Şirketler kolay kurulmuyor. Hele Türkiye gibi belirsizliğin, finansman maliyetinin, kur baskısının ve rekabetin aynı anda yaşandığı bir ekonomide şirket büyütmek büyük emek istiyor. Patronlarımız baş tacı; üretim, istihdam ve riskle ülkenin yükünü taşıyor.
Şirketi pazar değil, yönetim batırır
Ancak gerçek şu: Özenle büyütülen şirketler çoğu zaman dışarıdan gelen bir darbe ile değil, içeride tekrarlanan hatalı karar ve davranışlar nedeniyle zayıflıyor. Bazen şirketi batıran şey pazar değil, patronun yönetim tarzı oluyor. Mizahla söyleyelim: Şirketi batırmak istiyorsanız reçeteyi uygulayın.
Korku kültürü kurun
İlk hata, şirkette her şeyin hatalı yürütüldüğünü düşünmek, insanları sürekli eleştirmek ve azarlamaktır. Böylece kimse sorumluluk almak istemez; iyi insanlar sessizleşir, yetenekli olanlar gider. Korku kültürü kısa vadede disiplin gibi görünür; uzun vadede öğrenmeyi ve sadakati yok eder.
Aynı çıkmazdaki akıllara danışın
İkinci hata, bilimsel ve sınanmış çözümler yerine, sizinle aynı sorunları yaşayan başka patronların kısa vadeli formüllerine güvenmektir. Yönetim danışmanları veri, süreç, risk, organizasyon ve kontrol diliyle çözüm üretmeye çalışır. Ama siz de “bizim sektörü bilmezler” deyin; dost patronların tavsiyeleriyle yola devam edin.
Her şeyi siz bilin
Üçüncü hata, takım çalışması yerine tek adam prensibine inanmaktır. Her şeyi siz bilin, her kararı siz verin, tüm yetkileri kendinizde toplayın. Şirketin size bağımlı hale gelmesini başarı sanın. Süreçleri, veriyi, riskleri, iç kontrolü, iç denetimi ve yönetim sistemini kurmayın. Şirket büyüdükçe yönetilebilirliği azalır; siz yoruldukça şirket de yorulur.
İnsanı maliyet, fikri tehdit görün
Dördüncü hata, insanı maliyet; fikri tehdit olarak görmektir. Çalışanlar sizden ücret aldığı için her şeyi hemen ve mükemmel yapmak zorunda. Onları geliştirmek yerine azarlayın, yetkilendirmek yerine kontrol edin, ilk fırsatta tasarruf kalemi olarak görün. İkinci veya üçüncü kuşağı da yetiştirmeyin. Nasılsa onlar işi anlamaz; onlara oyalanacakları roller verin, asıl işe karıştırmayın. Dışarıdan gelen iyi fikirlere kapalı olun.
Fiyat kırın, sermayeyi dağıtın
Beşinci hata, stratejik akıl yerine duygusal rekabet ve dağınık sermaye yönetimidir. Ürün veya hizmetinizle farklılaşmak yerine fiyat kırın. Rakibe kızarak karar alın. Şirketin varlıklarını ve nakdini “nasıl olsa benim” diyerek şahsi kullanımda değerlendirin. Kârı ana işe, teknolojiye, markaya, insana ve kapasiteye yatırmak yerine ya dağıtın ya da ilgisiz işlere savurun. Sermaye ve insan gücü odaklanmazsa şirket de odaklanamaz.
Bu belirtiler varsa durup düşünün
Eğer patron olarak bu davranışlardan birkaçı sizde varsa, düşünmek gerekir. Eğer böyle bir şirkette profesyonel olarak çalışıyorsanız, kariyer rotanızı yeniden değerlendirin. Çünkü bu iklimlerde iyi insanlar uzun süre kalamaz; kalsalar bile potansiyellerini gerçekleştiremez.
İyi haber: Bu tablo değişebilir
İyi haber şu: Bunlar kader değil. Doğru yaklaşım, ekip ve yöntemlerle birkaç ay içinde bambaşka bir yönetim iklimi oluşturulabilir. Süreçler tasarlanır, veriler görünür hale getirilir, yetki ve sorumluluklar netleşir, riskler yönetilir, iç kontrol kurulur, ikinci kuşak hazırlanır.
Akıl, veri ve sistem olmadan olmaz
Elbette “ben yıllardır böyle yönetiyorum, işlerim de iyi” diyenler olacaktır. Haklı da olabilirler. Burası Türkiye; ben dahil kimse her zaman haklı değil. Fakat uzun vadede şirketleri ayakta tutan şey sadece cesaret, sezgi ve hızlı karar alma değildir. Bilim, akıl, veri, sistem, insan ve kurumsal disiplinle birleşmediğinde şirketi büyüten enerji, bir süre sonra şirketi yoran güce dönüşebilir.
Dr. Bertan Kaya-Dünya





