Son günlerde basında ve sosyal medyada şu tür haberler dolaşıyor: “Sosyal medya içerik üreticilerine, tanıtım maksatlı olarak bedava yedikleri yemeklerin ve hediye gelen ürünlerin %15’i oranında vergi ödeme zorunluluğu getirildi.”
Konuyu mümkün olduğunca basit biçimde izah edelim.
Öncelikle yeni bir vergi yok
7491 sayılı Kanun ile 1 Ocak 2024’ten itibaren geçerli olmak üzere Gelir Vergisi Kanunu mükerrer m.20/B hükmü değiştirildi ve sosyal medya içerik üreticileri ile YouTuber’ların vergilendirilmesine ilişkin özel rejim genişletildi.
Bu rejime göre:
- Sosyal içerik üreticisinin bu faaliyetinden elde ettiği gelir,
- Açılmış özel banka hesabına yatırılır,
- Banka bu tutar üzerinden yüzde 15 oranında stopaj yapar,
- Ve bu stopaj nihai vergi olur.
Yani sistem basittir: Para banka hesabına yatar, banka yüzde 15 keser, vergi idaresine yatırır.
Ancak bir sınır var. 2026 yılı için 5 milyon 300 bin TL’yi (2025 yılı için 4 milyon 300 bin TL) aşan kazanç söz konusu olursa, bu kez mükellef elde ettiği tüm kazancı yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan etmek zorundadır.
Dolayısıyla ortada yeni bir vergi değil, mevcut özel vergileme rejiminin uygulanması vardır.
Ayrıca Anayasa m.73 açıktır: Vergi kanunla konulur, değiştirilir ve kaldırılır. İdarenin yorum yoluyla ya da Genel Tebliğle yeni bir vergi yaratma yetkisi yoktur.
Gelir Vergisi Kanunu’na göre kazanç yalnızca nakit para değildir. Eğer bir içerik üreticisi restoranı tanıtıyor ve karşılığında yemek yiyorsa, ekonomik açıdan bu bir reklam hizmetidir ve karşılığında ayni menfaat elde edilmiştir.
Peki ayni gelir ne olacak?
Vergi hukukunda kazanç yalnızca nakit değildir. Bir hizmet karşılığında sağlanan mal veya menfaat de gelir sayılabilir.
Eğer bir içerik üreticisi restoranı tanıtıyor ve karşılığında yemek bedelini ödemiyorsa, ekonomik açıdan bu bir reklam hizmetidir ve karşılığında ayni menfaat elde etmiş olabilir.
Bu husus 26 Eylül 2024 tarihli 325 seri nolu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde açıkça düzenlenmiştir.
Tebliğde verilen örneğe göre:
Bir içerik üreticisine 6 Mayıs 2024 tarihinde tanıtım karşılığında 30.000 TL rayiç bedelli bir cep telefonu verilmiştir.
Bu durumda içerik üreticisi:
- Telefonun alındığı tarihteki rayiç bedelini,
- Aynı ay içinde (ayın son yedi gününde alınmışsa takip eden ayın ikinci iş gününe kadar),
- Bu istisna kapsamında açılan banka hesabına yatırmak zorundadır.
Yatırdığı bu tutar üzerinden banka yüzde 15 stopaj yapacaktır.
Yani sistem şudur: ayni olarak alınan menfaatin rayiç bedeli kadar tutar, mükellef tarafından nakden bankaya yatırılır; banka da stopajı keser.
Aynı durum, tanıtım karşılığı yenilen yemek, içecek veya gönderilen diğer ürünler için de geçerlidir.
Bankaya yatırmazsa ne olacak?
Eğer içerik üreticisi ayni olarak elde ettiği gelirin rayiç bedelini banka hesabına yatırmazsa, yüzde 15 stopaj rejiminden yararlanma hakkını kaybeder.
Bu durumda:
- Gelir, genel hükümlere göre vergilendirilir,
- Vergi cezası gündeme gelebilir,
- Gecikme faizi uygulanabilir.
Yani mesele “yemek vergisi” değil; özel stopaj sisteminin şartlarına uyulmamasıdır.
Vergi idaresi bunu nasıl ispatlayacak?
Vergi Usul Kanunu m.3 hükmü uyarınca vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır ve iddia eden iddiasını ispatla yükümlüdür. Dolayısıyla ayni bir menfaatin (örneğin tanıtım karşılığı verilen yemek ya da ürünün) gelir oluşturduğunu ileri süren taraf vergi idaresidir.
Vergi idaresi teorik olarak şu delillere dayanabilir: ticari belgeler, marka ile içerik üreticisi arasındaki e-posta, DM, sözleşme metinleri, firmanın reklam gideri olarak gösterdiği tutar ile içerik üreticisinin beyanının karşılaştırılması gibi şeyler…
Bu noktada delil serbestisi ilkesi geçerli olmakla birlikte, delillerin somut ve denetlenebilir olması gerekir. Yalnızca sosyal medya paylaşımının varlığı, her durumda vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği anlamına gelmeyebilir; içeriğin gerçekten tanıtım karşılığı mı yoksa gönüllü bir paylaşım mı olduğu ayrıca ortaya konulmalıdır.
Sonuç olarak idarenin teknik olarak ispat imkânı vardır; ancak bu, her zaman kolay olmayabilir. Özellikle küçük ölçekli, sözlü veya yazışma olmayan iş birliklerinde maddi delil üretmek güçleşebilir. Bu nedenle uygulamada, çapraz kontrol ve işletme kayıtları en güçlü ispat araçları olacaktır.
Vergilendirme yapılabilmesi için, ayni menfaatin tanıtım karşılığı ve ekonomik değer ifade eden bir kazanç olduğunun somut biçimde ortaya konulması gerekir; aksi hâlde tarhiyat yargı denetiminde iptal riskiyle karşılaşabilir.
Sonuç ve genel değerlendirme
Kamuoyunda bedava yemek vergisi şeklinde sunulan tartışma, teknik olarak yeni bir vergi ihdası anlamına gelmemektedir. 7491 sayılı Kanun ile 1 Ocak 2024’ten itibaren yürürlüğe giren düzenleme, Gelir Vergisi Kanunu mükerrer m.20/B kapsamında sosyal içerik üreticileri için öngörülen yüzde 15’lik nihai stopaj sisteminin kapsamını netleştirmiştir. Ayni gelirlerin de bu sistem içinde değerlendirilmesi, vergi hukukunun genel prensipleriyle uyumludur.
Vergi hukuku bakımından kazanç yalnızca nakdi ödemelerle sınırlı değildir; ekonomik değer taşıyan her türlü menfaat gelir sayılabilir. Tanıtım karşılığında sağlanan yemek, ürün ya da benzeri ayni menfaatlerin rayiç bedel üzerinden vergilendirilmesi bu yaklaşımın doğal sonucudur. Dolayısıyla tartışma, yeni bir yükümlülük yaratılmasından ziyade mevcut özel rejimin teknik uygulanmasına ilişkindir.
Bununla birlikte uygulamanın hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde yürütülmesi zorunludur. Anayasa m.73 gereği vergi ancak kanunla konulur ve sınırları kanunla belirlenir. Ayrıca Vergi Usul Kanunu m.3 uyarınca vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyeti esas olup, ispat yükü iddia edene aittir. Bu nedenle idarenin, ayni menfaatin gerçekten tanıtım karşılığı elde edildiğini somut ve güçlü delillerle ortaya koyması gerekir.
Sonuç olarak mesele, popüler söylemde ifade edildiği gibi “yemek vergisi” değildir. Konu, sosyal medya içerik üreticilerinin elde ettiği ekonomik menfaatlerin mevcut stopaj sistemi içinde doğru ve ölçülü şekilde vergilendirilmesidir.
Sağlıklı bir değerlendirme, hukuki çerçeve ve ispat kuralları dikkate alınarak yapılmalıdır; aksi hâlde kamuoyundaki tartışma teknik zeminden uzaklaşma riski taşır.





