Dijital dönüşümün hız kazandığı günümüz iş dünyasında, operasyonel süreçler ile yasal mevzuatın uyumu her zamankinden daha kritik bir hale geldi. Özellikle mal teslimlerinde düzenlenen sevk irsaliyesi ve fatura arasındaki kronolojik sıralama, iş dünyasında zaman zaman "yumurta mı önce çıkar, tavuk mu?" tartışmasına dönüşebiliyor.
Öncesinde, bu konudaki gri alanları temizlemek ve hatalı uygulamaların önüne geçmek adına hukuki zemini tekrar hatırlatmakta fayda var.
Yanlış bilinen doğrular ve mevzuatın cevabı
Genel kural (kanı), verginin malın teslimi veya hizmetin ifası ile doğduğu yönündedir. Ancak ticari hayatın dinamikleri (peşin satışlar, avans işlemleri veya sistemsel zorunluluklar) her zaman bu sıralamaya izin vermez. İşte tam bu noktada 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu (KDVK) imdadımıza yetişiyor.
Kanunun 10/b maddesi oldukça nettir
“Malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgelerin düzenlenmesi halinde, vergiyi doğuran olay, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere belgelerin düzenlendiği anda meydana gelir.”
Bu hüküm, kanun koyucunun henüz sevkiyat gerçekleşmeden fatura kesilmesine sadece izin vermekle kalmadığını, bu durumu yasal bir güvence altına aldığını da kanıtlamaktadır.
Sonuç olarak;
İrsaliyeden önce fatura düzenlemek, KDVK 10/b kapsamında tanınmış yasal bir haktır. Faturada gösterilen tutar üzerinden verginin hesaplanıp beyan edilmesi kaydıyla, bu uygulama usule ve yasaya tam uyumludur. İş dünyasının temsilcileri ve çözüm ortakları olarak bizlerin görevi, mevzuatın tanıdığı bu esnekliği, en doğru teknolojik çözümlerle birleştirerek ticareti kolaylaştırmaktır.
Hatalı yorumlarla süreci zorlaştırmak yerine, yasal zeminde kalarak dijital süreçleri optimize etmek hepimizin ortak sorumluluğudur.




