17 Mart 2025 tarihinde yazdığım yazıda, holdinglerde başlatılan kefalet incelemeleri hakkındaki görüşlerimi açıklamıştım.
Kurumlar Vergisi Kanunundaki transfer fiyatlandırması hükümlerine göre yürütülen bu incelemeler devam ediyor.
2020 yılı için zamanaşımı nedeniyle bu işlemler nedeniyle fatura kesilmediği tespit edilen durumlar için tarhiyatlar yapıldı. İzleyen yıllar için de inceleme ve tarhiyatlar yapılmaya devam ediyor.
Bu arada geçmiş yıllarda bu gerekçe ile yapılan tarhiyatlara ilişkin açılan davalarda da Danıştay kararları verilmeye başlandı.
Şu ana kadar verilen kararların tamamı mükellefler lehine!
Mükellef lehine verilen önceki kararlar
Değerli meslektaşım Ekonomim Gazetesi yazarı YMM Abdullah Tolu’nun yazılarından tespit ettiğim olumlu yargı kararları şunlar:
“Kefil olan şirket ile kefil olunan şirketin grup şirketleri olduğu, bu iki şirket arasında söz konusu banka akreditif ve kredilerine yönelik kefalet sözleşmesinin tesis edildiği, grup şirketlerin bu şekilde birbirlerine finansal destek sağlamalarının holdingleşmesinin yapısına uygun olduğu, kefil olan davacı şirketin sorumluluğunun diğer şirketin sözleşmenin icaplarına aykırı davrandığı durumlarda değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle ilişkili şirket tarafından imzalanan kredi sözleşmesine verilen kefalet dolayısıyla elde edilmesi gereken kazancın kayıt dışı bırakıldığından bahisle davacı şirket adına tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı” (Danıştay 3. Dairesi’nin 14.12.2023 tarihli ve E.2020/3206, K.2023/5558 sayılı Kararı).
“Davacı ile ilişkili şirketi arasında banka akreditif ve kredilerine yönelik kefalet sözleşmesi tesis edildiği, grup şirketlerin bu şekilde birbirlerine finansal destek sağlamalarının holdingleşmenin yapısına uygun olduğu, kefil olunan şirketin sözleşmenin icaplarına aykırı davrandığına ilişkin bir tespitinde olmadığı ve kefil olan davacının şirketin sorumluluğunun diğer şirketin sözleşmenin icaplarına aykırı davrandığı durumlarda değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varıldığından, ilişkili şirket tarafından imzalanan kredi sözleşmesine verilen kefalet dolayısıyla transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımında bulunmak suretiyle komisyon geliri elde edildiğinden bahisle davacının cari yıl zararının azaltılmasında ve davacı adına özel usulsüzlük cezası kesilmesinde uyarlık bulunmamaktadır.” (Danıştay 3. Dairesi’nin 10.12.2025 tarihli ve E.2023/9901, K.2025/5377 sayılı Kararı).
“Davacı şirket tarafından ilişkili şirketine verilen kefalet hizmetinin, KDV Kanunu’nun öngördüğü anlamda KDV’ye tabi bir hizmet olarak değerlendirilemeyeceği, davacının esas faaliyetinin kredi vermek ve finansman aracılık hizmeti yapmak suretiyle kazanç elde etmek olmadığı, kefil olması karşılığında da gelir elde ettiğine dair bir tespitinde bulunmadığı dikkate alındığında, davacının ilişkili olduğu şirketin kullandığı krediye kefil olmak suretiyle KDV’ye tabi finansman hizmeti sağlandığından bahsedilemez.” (Danıştay 3. Dairesi’nin 10.12.2025 tarihli ve E.2023/8831, K.2025/5378 sayılı Kararı).
Mükellef lehine kararlar verilmeye devam ediyor!
Tespit edebildiğim son karar olan bu konudaki Danıştay Üçüncü Dairesinin kararında, ilgili vergi mahkemesi kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesi kararının , karşılıksız kredi teminat ve ipotek hizmetleri vermek suretiyle ilişkili kişilere örtülü kazanç dağıtıldığına ilişkin hüküm fıkraları, aynı hukuksal nedenler ve gerekçelerle uygun bulunarak onanmıştır (Danıştay 3. Dairesi’nin 23/12/2025 tarihli ve E.2024/1179, K.2025/5819 sayılı Kararı).
Bu Kararın özetine yazının sonunda yer verilmiştir.
Bu konuya ilişkin Danıştay Üçüncü Dairesinin 23/12/2025 tarihli ve E.2024/1178, K.2025/5820; E.2024/1180, E.2024/1181, K.2025/5821; K.2025/5822 sayılı Kararları da aynı doğrultudadır.
Bu yazı için son sözlerim…
Danıştay Üçüncü Dairesinin bu konudaki kararları istikrar kazanmıştır. Danıştay Üçüncü Dairesi İstanbul bölgesinin temyiz taleplerini karara bağlayan Danıştay Vergi Dava Dairesidir. Yukarıda saydığım bunca karardan sonra Danıştay Üçüncü Dairesinin aksi yönde bir karar vermesi beklenmemelidir.
Bu nedenle Vergi Denetim Kurulu’nun söz konusu incelemeler konusunu yeniden değerlendirmesi isabetli olacaktır.
Danıştay’ın istikrar kazanmış bunca içtihadına rağmen bu incelemelere devam etmek ve tarhiyat yapmak, başta yargı organları olmak üzere vergi müfettişleri, vergi daireleri, vergi mükellefleri ve meslek mensuplarını (YMM ve SMMM’leri) boşuna uğraştırmak demektir.
“(Danıştay 3. Dairesi’nin 23/12/2025 tarihli ve E.2024/1179, K.2025/5819 sayılı Kararı)
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacı şirketin, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde yer alan şartları sağlamadığı hâlde taşınmaz satış kazancı istisnasından faydalandığı, karşılıksız kredi teminat ve ipotek hizmetleri vermek suretiyle ilişkili kişilere örtülü kazanç dağıttığı, acele kamulaştırma bedellerini gelir hesaplarına yansıtmadığı, finansal kiralamadan kaynaklanan kur farkı geliri, kur farkı gideri ve finansal kiralama faiz tutarlarını amortisman yoluyla itfa ettiği yolunda saptamalar içeren vergi tekniği raporu uyarınca 2018 yılından devreden zarar tutarının 0,00 TL olarak düzeltilmesi işleminin iptali ile ihtirazı kayıtla verilen 2021 yılının Nisan-Haziran dönemine ait geçici vergi beyannamesine istinaden yapılan tahakkukun kaldırılması ve tecil faiziyle birlikte iadesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Eleştiri konusu yapılan taşınmazların, davacı şirketin iştiraki olan şirketlere satıldığı, davacı şirketin 2018 hesap döneminde satışı gerçekleştirilen taşınmazlar haricinde başka yıllarda da yine iştiraki olan şirketlere taşınmaz satışında bulunduğu ancak söz konusu satışların davacı şirketin iştiraki olan şirketlere yapılması, iştirakler haricinde üçüncü kişilere satış yapıldığına ilişkin olarak bir tespit bulunmaması karşısında söz konusu taşınmaz satım işlemlerinin ticari faaliyet kapsamında olmadığı dolayısıyla taşınmaz satış kazancı istisnasından yararlanamayacağından söz edilemeyeceği, davacı şirket tarafından iştiraki olan şirketlerinin kredi sözleşmelerine kefalet verdiği, esas faaliyet konusu kredi teminine aracılık etmek olan Esnaf Kefalet Kooperatifleri, Kredi Garanti Fonu gibi kuruluşların bu hizmeti bir bedel karşılığında vermelerinin doğal olmasına karşın davacı şirketin, iştirakine mutlaka bir bedel karşılığında kefil olması gerektiği kabulünün varsayıma dayandığı, kefil olunan kredilerin, krediyi kullanan iştirakler tarafından vadelerinde faizleriyle birlikte ödenmediği ve kefalet işlemleri nedeniyle davacı şirketin bir maliyet veya külfetle karşılaştığına dair de bir tespitin bulunmadığı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümlerinden kefalet sözleşmesinin bir kefalet hizmeti ya da garanti hizmeti değil, kefile def'i ileri sürme ve rücu hakkı da dahil bir takım haklar tanıyan bir sözleşme olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 395. maddesinin 3. fıkrasında, şirketler topluluğuna dâhil şirketlerin birbirlerine kefil olabileceği ve garanti verebileceğine dair açık düzenleme bulunduğu ve kefalet işleminin iştirake örtülü kazanç dağıtımı sayılacağına dair bir düzenlemeye 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nda da yer verilmediği bu haliyle davacı şirketin iştiraki olan diğer firmalara kredi kullanması için kefil olması işleminin komisyon geliri hesaplanmasını gerektiren bir örtülü kazanç dağıtımı işlemi olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşıldığı, Kuzey Marmara Otoyolu (3. Boğaz Köprüsü dahil) Projesi kapsamında bazı taşınmazların Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılması hakkında 20/03/2017 tarihli ve 2017/10039 sayılı Kararnamenin Eki olan kararın yürürlüğe girmesi ile davacı şirketin taşınmazlarının acele kamulaştırıldığı ve acele kamulaştırma bedeli ödemesi yapıldığının anlaşıldığı olayda, davacı şirket tarafından taşınmaz ticareti faaliyetinde bulunulmadığı kanaatine varıldığından söz konusu gelir için de taşınmaz satış kazancı istisnasından faydalanabileceğinin açık olduğu, öte yandan, taşınmazlara ilişkin finansal kiralama işleminden doğan finansman giderleri ve kur farklarının 2018 yılına kadar doğrudan gider kaydedilmeyip aktifleştirildiği, 2018 yılından itibaren ise doğrudan gider kaydedildiği, ilgili düzenlemeler uyarınca davacı şirketin söz konusu giderlere ilişkin seçimlik hakkının bulunduğu ve 2018 yılına kadar ve 2018 yılından itibaren bu seçimlik hakkın ayrı ayrı olarak kullanıldığı, 334 Seri Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nde yer alan seçimlik hakkın kullanılmasından sonra müteakip dönemlerde kullanılan bu hakkın değiştirilemeyeceği yönündeki düzenlemenin yasa ile öngörülmeyen bir sınırlamaya sebebiyet verdiği ve yasal düzenlemeler ile güvence altına alınan hususların genel tebliğ hükümleri ile sınırlandırılması veya mükelleflerin aleyhine olacak şekilde kapsamının daraltılmasının mümkün bulunmaması karşısında kur ve faiz ödemelerinin gider olarak kayıtlarına alınmasında engel bir durum bulunmadığı gerekçesiyle zarar azaltımı işlemi iptal edilmiş, dava konusu tahakkuk kaldırılmış ve ödenen tutarın tahsil tarihinden itibaren tecil faiziyle birlikte iadesine hükmedilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusunun, usul ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılan Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir.
……………………………………………………………………………………………………………..
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
……………………………………………………………………………………………………………..
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Temyiz istemine konu edilen Vergi Dava Dairesi kararının; dava konusu işlemin ve tahakkukun, acele kamulaştırmadan kaynaklanan kısmı haricindeki hüküm fıkraları aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle Dairemizce de uygun bulunmuştur.”





