Büyük İskender, Aristo’ya sorar; kahramanlık mı, adalet mi? Aristo verdiği yanıtta “adalet olursa, kahramanlığa gerek kalmaz” der.

Her alanda adil olmanın önemi Aristo tarafından çok da güzel vurgulanmıştır.

Siyasette adalet-eğitimde adalet-ekonomide adalet vs insanlığın en önemli öncelikleri olmalıdır.

Aynı adalet duygusu ve uygulaması devletin hakları ile yükümlülükleri arasında da olmalıdır.

Yani adalet vatandaştan alacakları karşısında uygulanan kriter ile, borçlarına uyguladığı kriterler farklı olursa, hak ve yükümlülük dengesi bozulmuş demektir.

Emeklinin ve memurların maaşlarında uygulanan kriter genellikle TÜİK’in enflasyon oranıdır.

2025 sonu itibariyle açıklanan oran yüzde 30’65’tir. Bu orana göre maaşlar değerlendirmeye alındı.

Ancak devletin kendi alacaklarına uyguladığı Orhan ise yüzde 44.4’tür.

Aradaki fark neredeyse TÜİK enflasyon oranının yüzde 50’si kadardır.

2025 toplam devlet gelirlerinin yüzde 89 vergi gelirlerinden oluşmaktadır.

Aynı yılda toplam gelirler 11 trilyon TL’dir. Vadesi geçmiş tahsil edilemeyen vergi alacakları ise aynı tarih itibariyle 915 milyar TL’dir.

Diğer bir ifadeyle toplam gelirlerinin yüzde 10’una eşit.

Aylık yüzde 3.7 gibi yüksek gecikme oranı ile tahsil edilemeyen bu gelirlerin katlanarak artacağı tabiidir.

Devletin hak ile yükümlülüğü arasında bir denge için oranın yüzde 2.5’lar seviyesine çekilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Diğer taraftan devlet vatandaşını ceza sopası ile terbiye etmek gibi bir tavır içindedir.

Tabii ki kurallara uyan ile uymayan aynı tutulmamalı, ceza olmalı. Ancak topuzun ucu kaçırılmış gibi görünmektedir.

Örneğin, sosyal güvenlik kurumunun uyguladığı cezalarda, aylık prim bilgilerinin geç verilmiş veya eksik bildirimi asgari ücretin 3 katına kadar cezaya muhatap olunmaktadır. Bu tutarda güncel asgari ücrette 99.000 TL’dir.

Defter belgelerinin geçersizliği gibi durumlarda ise, asgari ücretin 12 katına yani 396.000 liraya kadar çıkabilmektedir.

Yine vergi usul kanununda da cezalar türüne göre 17.000.000 TL’den 35.000.000 TL’ye kadar çıkabilmektedir.

Kanaatimce bu cezalar çok abartılmış olup suç ve ceza dengesi bozulmuştur.

Eğer cezalarla sorun çözülebilir olsaydı, VUK’nun 359 uncu maddesindeki kaçakçılık ve naylon fatura olayı 30 yıldır çözülmüş olmalıydı.

Hürriyeti bağlayıcı cezadan daha büyük ceza olabilir mi? Evet bu maddeye göre 8 yıla kadar hapis cezasına karşın, hala devam edebilmektedir.

Çünkü sineklerle uğraşırken, bataklık göz ardı edilmiş.

Vergi uygulamalarında köklü değişikliğe gereksinim var. Şahsen KURGAN ve şüpheli işlemleri takipte de arzu edilen sonucun alınabileceğini sanmıyorum. (Umarım yanılırım…)

Ancak bir milat tespit edilip, “NEREDEN BULDUN” sorusunun sorabileceği bir sisteme geçilirse, sorun kısa zamanda olmasa da mutlaka çözüleceğine inanıyorum.

Yoksa bu orantısız, amacı aşan cezalandırma yöntemleriyle adaletsiz bir sistem yaratılacaktır.

Bu sistemde de ortaya yalancı kahramanların çıkması kaçınılmazdır.