Vergi hukukunda iktisadi kıymetlerin maliyet bedelinin tespiti, vergi matrahının ve amortisman uygulamalarının doğru belirlenmesi açısından temel bir taş niteliğindedir.

ÖZET

Uzun yıllar boyunca 163 ve 334 Sıra No’lu VUK Genel Tebliğleri üzerinden yürütülen ve yatırımlara ait finansman giderlerinin satın alınan takvim yılının sonuna kadar maliyete eklenmesini zorunlu kılan idari anlayış, Danıştay nezdinde hukukun özüne aykırı bulunarak mükellefler lehine iptal edilmekteydi.

Ancak yasama organı, 26 Ekim 2021 tarihinde yürürlüğe giren 7338 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle bu idari zorunluluğu Vergi Usul Kanunu’nun 262. maddesine doğrudan ekleyerek yasal bir zırha büründürmüştür. Bu çalışma; başta binek ve ticari araçlar olmak üzere, üretimde kullanılan makine, teçhizat ve tesis gibi amortismana tabi tüm sabit kıymetlerin satın alındığı gün fiilen kullanıma hazır hale geldiği gerçeğinden hareketle, geçmişteki tebliğ dayatmasının kanunlaşma serüvenini tarihsel süreçte ele almakta ve yasal bir hükme dönüşmüş olsa dahi "takvim yılı sonu" kriterinin Anayasa’nın vergi adaleti ve eşitlik ilkeleriyle olan yapısal çelişkisini binek araç gider kısıtlamaları ekseninde incelemektedir.

GİRİŞ: BİR HUKUKİ İLLÜZYONUN YASALAŞMA SERÜVENİ

Türk vergi uygulamasında, muhasebe bürolarından vergi dairesi koridorlarına kadar herkesin ezbere bildiği klasik bir dogma mevcuttur: "Krediyle alınan bir aracın, makine, teçhizat ve tesis gibi amortismana tabi tüm sabit kıymetlerin ilk yıl sonuna kadar olan faizleri maliyete atılır." Yıllarca sorgulanmaksızın uygulanan bu kural, aslında Maliye Bakanlığı’nın yayımladığı 163 Sıra No’lu VUK Genel Tebliği’ne dayanmaktaydı ve normlar hiyerarşisi açısından kanunun lafzını aşan idari bir dayatmaydı. Mükellefler ile idare arasında kronik bir uyuşmazlığa dönen bu konu, Danıştay’ın istikrarlı içtihatlarıyla sürekli mükellef lehine çözülmekte, varlığın kullanıma hazır olduğu andan sonraki faizlerin doğrudan gider yazılması gerektiği hüküm altına alınmaktaydı.

Anayasal düzlemde "kanunilik" ilkesine çarpan idare, yargı organları karşısında kaybettiği bu finansal mevziyi korumak adına ezber bozan bir hamle yapmış ve kabul tarihi 14.10.2021, Resmi Gazete’de yayımlanma tarihi ise 26.10.2021 olan 7338 sayılı Kanun’un 27. maddesini devreye sokmuştur. Bu düzenleme ile geçmişte tebliğ düzeyinde kalan ve hukuki sakatlığı bulunan "yıl sonuna kadar maliyete ekleme" zorunluluğu, doğrudan Vergi Usul Kanunu’nun 262. maddesine enjekte edilerek yasal bir zırha büründürülmüştür.

Bu makalede, söz konusu yasal değişikliğin vergi hukukuku tarihindeki anlamı, idarenin yargı kararlarını kanun koyucu eliyle nasıl baypas ettiği ve bugünkü yasal mevzuat zemininde dahi Anayasa’nın adalet ve eşitlik ilkelerine yönelik barındırdığı derin çelişkiler analiz edilecektir.

KANUNUN ÖZÜ VE TAŞITLARDA "KULLANIMA HAZIR OLMA" KAVRAMI

7338 sayılı Kanun öncesindeki dönemde VUK’un 262. maddesi maliyet bedelini; "iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemeler" olarak yalın bir biçimde tanımlamaktaydı. Bu tanımın iktisadi ve hukuki özü son derece berraktı: Bir harcamanın maliyete eklenebilmesi için o varlığın edinilmesi sürecine ait olması ya da varlığın fonksiyonel değerini artırması şarttı.

Her ne kadar bu makalede binek araçlar üzerinden bir paradoks ortaya konulacak olsa da, aynı mantıksal zemin üretimde kullanılan bir makine, teçhizat, demirbaş veya tesis gibi amortismana tabi tüm sabit kıymet alımları için de aynen geçerlidir. Ticari hayatın kendi doğal akışı içinde krediyle satın alınan bir binek veya ticari araç, faturası kesilip plakası tescil edildiği gün fiilen kullanıma hazırdır. Araç, işletme kapısından içeri girdiği andan itibaren mal veya hizmet üretimine katılabilecek durumdadır. Bu aşamadan sonra ödenen kredi taksitlerinin içindeki faizler araca yeni bir motor eklemediği gibi, onun fiziki kapasitesini de büyütmez.

Dolayısıyla bu finansman yükü, varlığın öz maliyeti değil, borcun taşınmasının dönemsel bedelidir. Hukukun ve iktisadın evrensel ilkeleri faizin doğrudan gider yazılmasını emrederken, 163 No’lu Tebliğ bu süreci suni bir biçimde "31 Aralık" tarihine kadar esnetmekteydi.

BÜYÜK KIRILMA: YASAL ZIRHA BÜRÜNDÜRÜLEN ADALETSİZLİK

Mükelleflerin tebliğ hükmüne karşı açtığı davalar neticesinde yargı, idarenin bu suni takvim oyununu defalarca bozmuştur. Danıştay 4. Dairesi'nin istikrar kazanmış kararlarında (Örn: E. 2000/3440, K. 2001/2145) net bir biçimde; "iktisadi kıymetin işletmede fiilen kullanılmaya başlandığı tarihe kadar olan faizlerin maliyete eklenmesi gerektiği, bu tarihten sonraki finansman giderlerinin ise doğrudan dönemsel gider yazılmasının vergi hukukunun özünün bir gereği olduğu" hükme bağlanmıştı.

İşte 7338 sayılı Kanun’un 27. maddesi, tam da bu hukuki tıkanıklığı idare lehine çözmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu maddeyle VUK 262’ye eklenen (c) fıkrası uyarınca, amortismana tabi iktisadi kıymetlerin envantere alındığı hesap döneminin sonuna kadar olan kredi faizlerinin maliyet bedeline dahil edilmesi kanun hükmü haline getirilmiştir. Bu hamle ile idare, geçmişte tebliğ düzeyinde yaptığı ve normlar hiyerarşisi uyarınca "hukuken sakat" olan uygulamayı doğrudan yasal metne dönüştürmüştür.

Fakat her yasal metin aynı derinlik ve kanaatle doğru olarak kabul edilmeli mi? Bir hatanın yasama organı marifetiyle meşrulaştırılması, onun iktisadi mantığa ve anayasal adalete uygun olduğu anlamına gelmemektedir.

GÜN VE AY ASİMETRİSİ: OCAK VE ARALIK ARAÇ ALIMLARININ NAKİT AKIŞI ANALİZİ

Düzenlemenin kanun maddesi haline getirilmesi, onun Anayasa’nın 73. maddesinde yer alan "verginin adalet ve eşitlik" ilkeleriyle olan yapısal çelişkisini ortadan kaldırmamıştır. Bilakis, işletmelerin finansal dengelerini satın alma tarihine endeksleyerek kabul edilemez bir asimetri doğurmuştur.

Burada yer alan çelişkiyi ve/ya çarpıklığı netleştirmek ve daha somut görebilmek adına binek araçlar üzerinden finansal bir senaryo kurmak yerinde olacaktır:

Aynı sektörde faaliyet gösteren iki farklı işletmenin, şirket işlerinde hemen kullanmak üzere 4.000.000 TL değerinde iki binek araç satın aldığını varsayalım. Her iki işletme de aynı şartlarda kredi kullanmış olup, kredinin aylık faiz yükü 40.000 TL’dir. Araçların amortisman süresi ise 5 yıldır.

  • X Şirketi (Ocak Alımı): Aracını 15 Ocak tarihinde tescil ettirmiş ve hemen kullanmaya başlamıştır. Hesap dönemi sonuna kadar (31 Aralık) 12 ay geçmiş ve katlanılan toplam faiz 480.000 TL olmuştur. Kanun gereği bu faizin tamamı aracın maliyetine eklenir. Aracın yeni amortisman matrahı 4.480.000 TL olur. Şirketin ilk yıl yazabileceği amortisman gideri artarken, o yıl doğrudan finansman gideri yazma hakkı “0” TL'dır. Maliyete giren bu faiz ancak 5 yıllık amortisman süresinde parça parça itfa edilecektir.
  • Y Şirketi (Aralık Alımı): Birebir aynı aracı 15 Aralık tarihinde almış ve trafiğe çıkarmıştır. Hesap dönemi sonuna kadar sadece 1 ay geçtiği için maliyete eklenecek faiz 40.000 TL ile sınırlı kalır. Yeni amortisman matrahı 4.040.000 TL olur. Ancak bu şirketin asıl kazancı izleyen yılda ortaya çıkar: Sonraki yıla sarkan 440.000 TL'lik faiz yükünü, kanunun verdiği hakla izleyen yılda tek seferde doğrudan finansman gideri olarak kayıtlara intikal ettirir.

Aynı yıl içinde kullanıma hazır hale gelmiş iki taşıtın, sırf takvim yaprağındaki satın alma ayı farklı diye maruz kaldığı bu nakit akışı asimetrisi, verginin adalet ilkelerinin açık bir ihlalidir. Aralık ayında alım yapan şirket, finansman giderini izleyen yılın matrahından hızla düşerek sıcak parayı işletme kasasında tutabilirken; Ocak ayında alım yapan şirket, katlandığı o 480.000 TL’lik faizi amortisman yoluyla 5 yıla yayarak beklemek zorundadır.

BİNEK ARAÇ GİDER KISITLAMASI ÇELİŞKİSİ VE YENİ PARADOKS

Konunun binek araçlar boyutundaki en büyük açmazı ise son yıllarda uygulanan binek araç gider kısıtlaması kuralları ile ortaya çıkmaktadır. Mevcut vergi mevzuatına göre, binek araçlara ait faiz giderlerinin en fazla %70'i ticari kazancın tespitinde gider olarak indirilebilmekte, %30'luk kısım ise Kanunen Kabul Edilmeyen Gider (KKEG) olarak dikkate alınmaktadır.

İşte paradoks tam bu noktada kilitlenmektedir. 7338 sayılı Kanun zoruyla ilk yıl faizini maliyete attığınızda, bu tutar artık bir finansman gideri olmaktan çıkıp "amortisman bedeline" dönüşmektedir. Araç alış bedelindeki amortisman kısıtlaması tavan sınırlarına takılmadığı sürece, maliyete eklenen bu faiz tutarı amortisman kanalıyla dolaylı olarak %100 oranında matrahtan indirilebilmektedir. Ancak aynı faizi doğrudan gider yazma serbestisi olsaydı (veya sonraki yıllarda yazıldığında), %30'luk kısıtlamaya tabi tutularak vergilendirilecekti. İdare, faizleri zorla maliyete dahil ettirerek mükellefe amortisman yoluyla daha yüksek bir indirim alanı açmış ve kendi koyduğu gider kısıtlaması politikasının amacını kendi eliyle baltalamıştır.

YENİ HUKUKİ ZEMİNDE MÜKELLEFLER İÇİN ÇIKIŞ YOLU VE ANAYASA MAHKEMESİ İDDİASI

7338 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra, vergi mahkemelerinde sadece "Tebliğ kanuna aykırıdır" argümanıyla dava açmak imkansız hale gelmiştir; çünkü idare arkasına yasal bir norm almıştır. Ancak bu durum, mükelleflerin tamamen çaresiz olduğu anlamına gelmez. Yeni hukuki strateji, "İhtirazi Kayıtla Beyan" ve vergi mahkemeleri üzerinden "Anayasa’ya Aykırılık Somut Norm Denetimi" talebine dayandırılmalıdır.

Süreç şu şekilde kurgulanmalıdır: Mükellef, binek aracın alındığı hesap dönemi sonundaki vergi beyannamesini, finansman giderlerini VUK 262/c maddesi uyarınca zorunlu olarak maliyete eklediğini belirterek "İhtirazi Kayıtla" onaylar. 30 gün içinde açılacak vergi davasında mahkemeden; VUK’un 262. maddesine 7338 sayılı Kanunla eklenen (c) fıkrasındaki "envantere alındığı hesap döneminin sonuna kadar" ibaresinin, Anayasa'nın 73. maddesindeki mali güç, vergi adaleti ve eşitlik ilkelerine açıkça aykırı olduğu iddia edilerek dosyanın Anayasa Mahkemesi’ne(AYM) taşınması (itiraz yolu) talep edilmelidir. Eğer yerel mahkeme bu iddiayı ciddi bulursa, madde hükmünün iptali için AYM’ye başvuracak ve bu kronik adaletsizliğin kökten çözülmesinin önü açılacaktır.

SONUÇ

7338 sayılı Kanun’un 27. maddesi, vergi idaresinin uzun yıllardır tebliğler yoluyla sürdürdüğü hukuk dışı bir ısrarın yasama organı tarafından onaylanması sürecidir.

Ancak bir adaletsizliğin kanun metnine dönüştürülmüş olması, onun anayasal meşruiyete ulaştığı anlamına gelmemektedir. Alındığı saniye kullanıma hazır olan bir aracın dönemsel faizlerini suni bir takvim sınırıyla maliyete dahil etmek, vergi hukukunun evrensel ilkeleriyle çelişmektedir. Mükelleflerin ezberleri sorgulaması, meslek mensuplarının ise yargı yolunu bu yeni anayasal vizyonla zorlaması, vergi sisteminde gerçek adaletin tesisi için hayati bir zorunluluktur.

KAYNAKÇA

  1. 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu, Madde 262 (7338 Sayılı Kanun'un 27. Maddesiyle Değişik).
  2. 7338 Sayılı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (R.G. 26.10.2021 - 31640).
  3. T.C. Anayasası, Madde 73.
  4. Hazine ve Maliye Bakanlığı, 163 ve 334 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri.
  5. Danıştay 4. Dairesi, E. 2000/3440, K. 2001/2145 sayılı ilamı.
  6. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu (VDDK) Emsal Kararları.

EK: ÖRNEK VERGİ MAHKEMESİ DAVA DİLEKÇESİ ŞABLONU (AYM İTİRAZ TALEPLİ)

NÖBETÇİ VERGİ MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

DAVACI: [ŞIRTET UNVANI / ADI SOYADI, VERGİ KİMLİK NO, ADRES]

DAVALİ: [İLGİLİ VERGİ DAİRESİ MÜDÜRLÜĞÜ]

DAVANIN KONUSU: [Dönemi ve Yılı] Dönemine Ait Kurumlar Vergisi / Geçici Vergi Beyannamesine Konulan İHTİRAZİ KAYDIN Kabul Edilmeyerek Fazla Tahakkuk Ettirilen Verginin İptali, VUK 262/c Maddesindeki İlgili Hükmün Anayasa'ya Aykırılık İddiasıyla AYM'ye Taşınması Talebidir.

TEBLİĞ TARİHİ: [Tahakkuk Fişinin Düzenlendiği / Onaylandığı Tarih]

I. AÇIKLAMALAR VE HUKUKİ GEREKÇELER:

  1. Şirketimiz faaliyetlerinde kullanılmak üzere [Araç Alış Tarihi] tarihinde kredi kullanımı suretiyle [Araç Bilgileri] satın almıştır. Söz konusu araç, fatura ve tescil tarihi itibarıyla fiilen ve hukuken kullanıma hazır hale gelmiştir.
  2. 26.10.2021 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 7338 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle VUK’un 262. maddesine eklenen (c) fıkrası uyarınca, iktisadi kıymetin envantere alındığı hesap döneminin sonuna kadar olan kredi faizlerinin maliyet bedeline dahil edilmesi zorunlu kılınmıştır. Şirketimiz cezalı tarhiyata maruz kalmamak adına bu hükme riayet ederek beyannamesini ihtirazi kayıtla vermiş bulunmaktadır.
  3. Söz konusu yasal düzenleme, satın alındığı an kullanıma hazır olan ve ekonomik değerine faiz ödemesiyle hiçbir katkı sağlanmayan varlıklar için suni bir "takvim yılı sonu" sınırı çizmektedir. Bu durum, Ocak ayında alınan araç ile Aralık ayında alınan araç arasında fahiş bir maliyet asimetrisi ve vergilendirme adaletsizliği yaratmaktadır.
  4. ANAYASA'YA AYKIRILIK İDDİAMIZ: VUK'un 262. maddesinin (c) fıkrasında yer alan "iktisadi kıymetin envantere alındığı hesap döneminin sonuna kadar olan kısmı" ibaresi, Anayasa'nın 73. maddesinde güvence altına alınan "verginin adaleti, eşitliği ve mali güçle orantılı olması" ilkelerine taban tabana aykırıdır. Bu nedenle, mahkemenizce işbu davanın esasına girilmeden önce söz konusu hükmün iptali için Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca SOMUT NORM DENETİMİ yoluyla ANAYASA MAHMEMESİ'NE BAŞVURULMASINI talep etme zorunluluğumuz doğmuştur.

II. NETİCE VE TALEP:

Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; öncelikle VUK Madde 262/c hükmündeki anılan ibarenin ANAYASA'YA AYKIRILIK İDDİAMIZIN ciddi bulunarak İPTALİ İÇİN ANAYASA MAHMEMESİ'NE GÖNDERİLMESİNE, dava konusu ihtirazi kayıtla verilen beyannamemiz üzerine düzenlenen tahakkuk fişinin yasal dayanaktan yoksun faiz maliyeti tutarına isabet eden vergilendirme kısmının İPTALİNE, fazla ödenen verginin faiziyle birlikte tarafımıza İADESİNE karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.

Davacı Şirket / Vekili:

[İmza]