Bu makalemle ilgili olan daha önceki makalelerimle ilgili hatırlatma yapacağım ve ondan sonra esasa geçeceğim.
A- 27.06.2019 tarihinde sosyal medya platformu faaliyet gösteren LİNKEDİN kuruluşunda yayınladığım; NEDEN BAĞIMSIZ DENETİM ULUSLARARASI TEKELİN ELİNE GEÇMİŞTİR BAŞLIKLI MAKALEM Sonuç bölümünde;
1 – Dünya Bankası ROSC isimli Raporu ile ülkemizin aleyhine 4. Büyüklerin lehine yaratmış olduğu kötü niyetli ortam ışığı ile düzenlenmiş olan, 660 Sayılı KHK ve Bağımsız Denetim Yönetmenliğinin; Eşitlilik, Tarafsızlık ve Adalet ilkelerine uygun bir şekilde yeniden ülke menfaatlerine uygun bir şekilde hazırlanması şarttır.
2 – Denetim kapsam, biçim ve standartları ile denetçilik mesleğinin etik ilke ve kurallarını belirleme yetkisinin sadece KGK Kurumuna değil Eşitlilik kurallarına uygun bir şekilde “ KGK-TÜRMOB-BDDK-EPDK-SPK “ tan kurulu bir komisyona verilmesi çok uygun ve adaletli olur.
3 – Denetim kuruluşları ile Denetim üstlenenler arasında yaratılan, eşitsizlik. Ayrımcılık ve Tarafsızlığa son verilerek demokratik bir güzelliğe kavuşulması gerekmektedir.
4 – Haksız rekabete son verilmesi ile Bağımsız denetim sektöründe iyi niyet kurallarına uygun bir çalışma düzenine geçilmesi zorunludur.
5 – Şeffaflık raporlarında tam şeffaflık kuralları uygulanmalıdır. İllaki ayrıntılı bir biçimde GİDER kalemlerine yer verilmelidir. Ne kadar denetim sektörü şeffaf olursa o kadar denetim sektörü güvenli olur. İşte bu güveni yaratmak zorunlu olup ülke yararınadır.
6 – KAYIK denetimlerini, Tüm denetim kuruluşları ve Denetim üstlenen bağımsız denetçiler eşit bir şekilde ayrıcalık olmaksızın yapmalıdır. Her denetim kuruluşu ve bağımsız denetçiler kendi ihtiyaçlarına uygun bir şekilde kadrolarını kurma yeteneğine sahiptirler.
7 – İthal ve ihraç edilen eşyanın beyan edilen kıymetinin kabul edilemeyecek ölçüde yüksek veya düşük olması ve ciddi şüphelerin bulunması durumunda kıymet araştırılmasına gidiliyor.
Bu böyle olmakla beraber niçin ve neden ithal ve ihraç edilen hizmetin beyan edilen kıymetinin kabul edilmeyecek derecede yüksek ve düşük olması ve ciddi şüphelerin bulunması durumunda kıymet araştırması yaptırılmıyor. Niçin bu konuda yönetmenlik çıkartılmamış, boşluk yaratılmıştır. Her halde; Bağımsız denetim lisans bedelleri örtülmek istenmiştir.
8 – 4. Büyükleri kollarsan ve korursan, bu konuda sömürü ortamı yaratanlara ortak olursun. Bu da Türkiye düşmanlığıdır.
B-25.08.2026 Tarihinde yine LİNKEDİN kuruluşunda yayımladığım Uluslararası Denetim Ağlarının Finansal Hegemonyası ve Örtülü Reklam Yasağı İhlali başlıklı makalem
Netice olarak,
KGK’nin tebliğ ve yönetmeliklerle bağımsız denetçilere getirdiği kurumsal çatı zorunluluğu, meslek mensuplarına kanunla ve resmi mühürle tanınan yetkilerin özünü ortadan kaldırmaktadır. Bu durum, Anayasa'nın 124. maddesinde ifadesini bulan 'alt normun üst normu daraltamaması' ilkesine ve Anayasa'nın 48. maddesindeki çalışma hürriyetine açık bir biçimde aykırılık teşkil etmekte; idari düzenlemeler yoluyla kanuni hakların fiilen kullanılamaz hale getirilmesi fahiş bir hukuk ihlali yaratmaktadır.
Kamuda bilindiği gibi, mühür sahibinin zaten hakkıyla yetkili olması gerekirken, "yetkilendirme" kelimesi pazarın tekelleşmesini gizlemek için kullanılan hukuki bir kılıftır. KGK, küresel sermayenin ve 4 Büyükler ‘in Türkiye pazarındaki hâkimiyetini sarsacak "yerel ve bireysel denetçi dalgasını" engellemek için bu setleri çekmiştir. Devlet eliyle mühür verilip, yine devlet kuruluşu eliyle o mührün işlevsiz bırakılması mesleğin en büyük paradoksudur.
Bu haksız pazar bariyerlerine karşı meslek odalarının (TÜRMOB / SMMM ve YMM Odaları) yeterince ses çıkarmamışlar ve bireysel denetçiyi yalnız bırakılmışlardır. Meslek odalarının (TÜRMOB veya SMMM/YMM Odaları) bu adaletsiz kadro şartlarına karşı açtığı davalar ve lobiler mevcuttur. Yalnız yeterli değildir. Çok sert çıkmalılar. Çünkü davalarında tartışılmaz bir şekilde haklıdırlar.
Devlet bürokrasisi kâğıt üzerinde bu kararları "uluslararası standartlara uyum" ve "kaliteyi artırma" gerekçesiyle aldığını söylese de, hayatın olağan akışı içinde bu düzenlemelerin 4 Büyükler lehine bir tekel yaratılmasına hizmet ettiği ve bireysel denetçilerin adeta tasfiye edildiği gerçeğini değiştirmez.
Tüm Siyasi Partilere Yönelik Söylemlerim!
Bilindiği gibi” Siyasi partilerin halkın ortak çıkarlarını gözetmesi, oy kaygısı gütmeden Türkiye’nin menfaatlerini savunması ve devletin geleceğini her şeyin üzerinde tutması bir lütuf değil, anayasal ve ahlaki bir zorunluluktur.”
Partiler üstü bir anlayışla hareket edilmesi ve söz konusu bu finansal hegemonyanın işletilmesine son verilmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.
İktidara Yönelik Söylemlerim!
Mühür devletin, hüküm küresel sermayenin mi? Yerli denetçiye mühür verip karar hakkını neden küresel tekellere bırakıyorsunuz?
· Finansal egemenliği korumak egemenliği korumaktır. Küresel Dörtlü'nün Türkiye’deki finansal hegemonyasına ve haksız rekabetine neden göz yumuyorsunuz?
· Mevzuat var, uygulama yok! Bağımsız denetimdeki örtülü reklam ve unvan ihlallerine karşı kanunları neden işletmiyorsunuz?
· Yerli ve milli denetim nerede? Türk denetim firmalarının imzasını sembolik hale getiren bu küresel esarete ne zaman dur diyeceksiniz?
· Haksız rekabeti durdurun. Bu dört büyüklerin reklam yasaklarını çiğneyerek yerli piyasayı yutmasına daha ne kadar seyirci kalacaksınız?
Basına Yönelik Söylemlerim!
· Küresel "Büyük Dörtlü" (PwC, EY, Deloitte, KPMG) ağlarının Türkiye’deki işleyişinin neden modern bir kapitülasyon olarak nitelendiğini araştırması ve doğruyu kamuya anlatması gerekmektedir.
· 660 sayılı KHK ve sonrasındaki yönetmelik serisi, bağımsız denetimi demokratikleştirmek veya yerli/bireysel denetçiyi güçlendirmek için değil; piyasayı tamamen küresel sermayeli bu 4 şirketin oyun alanı haline getirmek için dizayn edilmesi konusunu araştırıp doğrusunu kamuya anlatması gerekir.
· Araştırmacı Gazetecilik: Mühür verilip yetkinin fiilen engellenmesi paradoksu ekonomik ve hukuki dosyalarla halka anlatılmalıdır.
· Hukuki Boyutun Vurgulanması: Anayasa'nın 48. ve 124. maddelerine aykırılık iddiaları hukuk programlarında ve köşe yazılarında işlenmelidir.
SÖZ KONUSU FON Soruşturma dosyasında adı geçen 4 ana finansal yapı ve onların mali tablolarını onaylayan Türkiye'deki bağımsız denetim kuruluşları ile arkalarındaki küresel markaların eşleştirmesi şu şekildedir:
📊 Yolsuzluğa Karışan Şirketler ve Denetim Firmalarının Birebir Eşleştirmesi
· TERA YATIRIM HOLDİNG VE TERA PORTFÖY
o Türkiye'deki Denetim Firması: Güreli Yeminli Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetim A.Ş. ile KPMG Bağımsız Denetim ve SMMM A.Ş. (Farklı dönemler ve alt fonlar için).
o Kullandıkları Yabancı Marka/Amblem: Güreli, dünya devi Baker Tilly International markasını ve amblemini kullanmaktadır. KPMG Türkiye ise doğrudan küresel KPMG International markasını ve amblemini kullanmaktadır.
o Durum: Tera'nın son 2 yıllık süreçteki fon büyümesini ve finansal tablolarını bu uluslararası amblemler altında onaylamışlardır.
· PUSULA FİNANS HOLDİNG VE PUSULA PORTFÖY
o Türkiye'deki Denetim Firması: Güney Bağımsız Denetim ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik A.Ş.
o Kullandığı Yabancı Marka/Amblem: Dünyanın en büyük denetim ağlarından biri olan EY (Ernst & Young) markasını ve amblemini kullanmaktadır. (Güney Bağımsız Denetim, EY'nin Markasını kullanmaktadır).
o Durum: Pusula Portföy'ün 2025 yılı sonu ve 2026 başındaki fon mali tablolarına, sistem patlamadan hemen önce "Temiz/Olumlu" raporu vermişlerdir.
· HEDEF HOLDİNG, HEDEF PORTFÖY VE İNFO YATIRIM
o Türkiye'deki Denetim Firması: DRT Bağımsız Denetim ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik A.Ş. ve Başaran Nas Bağımsız Denetim A.Ş.
o Kullandıkları Yabancı Marka/Amblem: DRT Bağımsız Denetim, küresel Deloitte markasını ve amblemini kullanır. Başaran Nas ise küresel PwC (PricewaterhouseCoopers) markasını ve amblemini kullanır.
o Durum: Holdingin devasa halka açık yapısını ve ilişkili fon ağını bu iki küresel amblem yıllarca denetlemiş ve onaylamıştır.
· BULLS YATIRIM VE BULLS PORTFÖY
o Türkiye'deki Denetim Firması: BDO Denet Bağımsız Denetim ve Danışmanlık A.Ş.
o Kullandığı Yabancı Marka/Amblem: Dünya çapında yaygın olan İngiltere merkezli BDO International markasını ve amblemini kullanmaktadır.
o Durum: Portföy yönetim şirketinin sermaye yeterliliğini ve fon varlıklarının borsa fiyatı üzerinden değerlemesini onaylayan kuruluştur.
Bu firmaların tamamı, raporlarının üzerine bu yabancı devlerin amblemlerini basarak yatırımcıya "uluslararası güvenlik" algısı satmış, ancak 2024-2026 arasındaki geriye dönük para hareketlerini ve fon şişirmelerini rapor etmemişlerdir.
SONUÇ OLARAK; SÖZ KONUSU FON YOLSUZLUĞUNA KARIŞAN FİRMALARIN BAĞIMSIZ DENETİM KURULUŞLARI; Sırf bir fonun bir yılda %6000 kâr etmesi bile, herhangi bir bağımsız denetçinin "Burada ne oluyor?" diyerek alarm vermesi için yeterliydi. Üstelik SPK’nın resmi açıklamalarına göre bu yapay işlemler 2025 yılının son çeyreğinden itibaren başlamıştı. Piyasa uzmanları, eski regülatörler ve adli soruşturmayı yürüten savcıların masaya koyduğu senaryolara göre bu durumun arkasında üç büyük ve organize neden yatmaktadır:
1. "Sistemik Körlük ve Danışıklı Dövüş" (Müşteri Kaybetmeme Korkusu)
Bağımsız denetim şirketleri hayır kurumu değildir; denetledikleri holdinglerden, aracı kurumlardan ve portföy yönetim şirketlerinden (Tera, Pusula, Hedef, Bulls vb.) devasa denetim ücretleri alırlar.
· Çıkar Çatışması: Eğer denetçi 2025 yılı başında " şüpheli şekilde şişiriliyor, ben bunu rapor edeceğim" deseydi, holding o denetim şirketini hemen kovar ve sözleşmeyi iptal ederdi.
· Evrak Oyunu: Denetim firmaları, parayı veren müşterilerini küstürmemek için "Bize ne sunuluyorsa onu doğrularız, fiyat manipülasyonunu yakalamak bizim değil, SPK'nın işidir" diyerek yasal boşlukların arkasına sığındılar ve görmezden gelmeyi tercih ettiler.
2. "Para ve Kripto Trafiğinde Zaman Kazanma" İddiası
Soruşturma derinleştikçe en büyük skandal ortaya çıktı: Pusula Holding yöneticilerinin sistem patlamadan hemen önce İsviçre hesaplarına 15 milyon dolar ve 25 milyon euro aktardığı belirlendi. Ayrıca milyonlarca dolarlık kripto varlık transferleri de yapıldı.
· Piyasada konuşulan en güçlü iddiaya göre; denetim firmalarının temiz raporu vermesi veya ihbarları geciktirmesi, sistemin merkezindeki aktörlere parayı yurtdışına kaçırmak ve sistemi boşaltmak için kritik bir zaman kazandırdı. Denetçiler vaktinde "Şüpheli İşlem Bildirimi" (ŞİB) yapsaydı, MASAK bu hesapları aylar önce dondurabilirdi.
3. "Denetim Logosu İllüzyonu" ile Nitelikli Dolandırıcılık
İşin içinde tam bir güven suistimali var. Baker Tilly (Güreli), EY (Güney), Deloitte (DRT) veya PwC (Başaran Nas) gibi uluslararası devlerin amblemlerini raporların üzerine basarak yerli ve yabancı 500 binden fazla küçük yatırımcıya şu sahte mesajı verdiler: "Bu şirketler küresel standartlarda denetleniyor, paranız güvende".
· Bu markaların arkasındaki asıl gerçek, yerli ortakların "franchise" isim hakkı satın alarak bu işi yapmasıdır. Skandal patladığında yabancı merkezler sorumluluk kabul etmezken, yerli denetim ortakları da "biz hile değil, sadece bilanço doğruluğu aradık" diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışmaktadır.
Dünyanın en büyük 10 bağımsız denetim ve danışmanlık ağı (Network) listesinde, ilk 4 sırada yer alan "Big Four" (PwC, EY, Deloitte, KPMG) şirketlerinden hemen sonra gelen ve piyasada "Mid-Tier" (Orta Ölçekli Devler) olarak adlandırılan diğer 6 büyük küresel şirketin İstekleri doğrultusunda,
660 Sayılı KHK ve Bağımsız Denetim Yönetmenliği hazırlanırsa bu durumun ortaya çıkması kaçınılmazdır.
K.G.K GEREĞİ GİBİ İŞİNİ YAPSAYDI BU FON YOLSUZLUĞU OLMAZDI
YMM/BD HASAN SANCAK